A Travellerspoint blog

Los Angeles

California

sunny 23 °C

Bu yazımızda Los Angeles’a turistik gezi yapacaklara veya yaşamayı düşünenlere elimizden geldiğince bilgi vermek ve deneyimlerimizi paylaşmak istedik. 2004 yılının Kasım ayında taşındığımız Los Angeles’da 37 ay kalıp 2007 yılı Aralık ayında New Jersey’e geri döndük. Los Angeles’dan ayrılalı tam 4,5 yıl oldu ancak hala burnumuzda tütüyor. Neleri özlemiyoruz ki; ılık kışlarını, rutubetsiz ve çok sıcak olmayan yazlarını, her hafta sonu deniz kıyısında yaptığımız yürüyüşleri, muhteşem gün batımlarını, stressiz iş ortamını ve huzurlu apartman sitemizi özlemle anıyoruz.
2003 yılında New Jersey’de yaşarken ne olur ne olmaz Türkiye’ye kesin dönersek görme imkanımız zor olur diye 8 günlüğüne Los Angeles, San Diego, Las Vegas ve Grand Canyon gezisi yapmıştık. Los Angeles’da, geçirdiğimiz 3-4 gün çok hoşumuza gitmişti. Özellikle sert bir New Jersey kışı ardından gittiğimiz Los Angeles’ın havası, açık havadaki restoran ve kafeleri, sahilleri bize çok cazip gelmişti. O zaman eşimle beraber eğer olur da Los Angeles’dan bir iş teklifi gelirse hiç düşünmeden kabul ederiz diye mutabık kalmıştık. Dileğimiz bu seyahatten yaklaşık 1,5 yıl sonra gerçekleşmiş ve Los Angeles’a taşınmıştık.

Los Angeles’da kaldığımız süre boyunca Orange County’nin Irvine bölgesinde yaşadık. Yaşadığımız yer, Los Angeles’ın merkezini eğer Downtown olarak düşünürsek yaklaşık 45-50 dakika kadar güneyde kalıyor. Malum Los Angeles’ın suç oranı yüksek olan bölgeleri de var. Ancak Irvine eğitim ve gelir düzeyi tüm ABD’deki şehirler arasında en yüksek olanlardan bir tanesi dolayısı ile suç oranı da çok düşük. Biz kaldığımız süre boyunca hiç bir problem ile karşılaşmadık ve duymadık.

Ulaşım: Şehirde metro sistemi var fakat biz hiç kullanmadık. Eğer detaylı bilgi almak isterseniz http://www.metro.net/around/maps web sayfasını inceyebilirsiniz. Ancak hem sahilleri hem de tema parkları (Universal Stüdyoları, Disneyland) ziyaret etmeyi düşünüyorsanız araba kiralamak mecburiyetinde kalırsınız. Özellikle mesai günleri sabah ve akşam saatlerinde Los Angeles’daki otoyolların hemen hemen hepsi çok yoğun olur. Genelde otoyollardaki en sol şeritlere ‘carpool lane’ denir ve iki kişi ve üzerindeyseniz bu şeridi kullanabilirsiniz. Ana otoyolların hepsi Kaliforniya eyaletinde ücretsizdir ve adları ‘freeway’ dir. Bununla beraber Los Angeles’ın güneyinde bazı ücretli otoyollar da mevcuttur.

Havaalanları: Los Angeles’ın en büyük ve bilinen havaalanı LAX’dir. THY 2011 yılından itibaren İstanbul’dan her gün karşılıklı olarak aktarmasız uçuyor. Birçok Türk tanıdığımız THY’nin seferleri başlamadan önce özellikle Luthfansa ile Almanya’dan aktarma yaparak gidip geliyorlardı. LAX ile ilgili detaylı bilgileri http://www.lawa.org/welcomeLAWA.aspx web sayfasından inceleyebilirsiniz. Şehrin güneyinde Santa Ana bölgesinde ise “John Wayne” havaalanı var. Bu havaalanı küçüktür ve ABD içi uçuşlar yapılmaktadır. Ayrıca biz bu havaalanını kaldığımız yıllarda THY’nın Şikago aktarmalı İstanbul uçuşları için kullandık. Şehrin doğusunda olan “Ontario” havaalanı da ABD içi uçuşlar için kullanışlı olabilir. Ayrıca “Long Beach” havaalanı da ABD içi uçuşlar için kullanılabilir. Özellikle “Jetblue” havayolları ile bu havaalanına bir çok bölgeden daha uygun fiyata uçak bileti bulabilirsiniz.

Gezilecek, görülecek yerler:

Önce genel olarak sahiller hakkında aklımızdakileri aktaralım. Eğer Los Angeles’daysanız mutlaka ama mutlaka güneş batımının birinde herhangi bir sahilde olmaya çalışın. Gün batımını izlemeyi sevenler için gerçekten keyifli olacaktır. Bizim favori lokasyonumuz ise Newport plajına yakın “Corona Del Mar” bölgesidir.

Laguna Plajı: LAX havaalanına göre şehrin güneyinde gidebileceğiniz en güzel sahil Laguna Plajıdır diyebiliriz. Özellikle yaz aylarında hafta sonları çok kalabalık olduğunu hatırlatalım. Butik otelleri, restoranları, kafeleri, sanat galerileri ile yerli turistler tarafından da talep gören oldukça cazip bir bölgedir. Kesinlikle güneşin batışının izlenebileceği en güzel sahillerden bir tanesidir. Ayrıca bu bölgede farklı mutfakların lezzetlerini tadabileceğiniz çok güzel restoranlar var. Türk bir ailenin işlettiği “GG’s Bistro” bazen maç izlediğimiz bazen Türk arkadaşlarımız ile buluştuğumuz restoranlardan bir tanesiydi. Web sayfalarını ekliyoruz. http://www.ggscafebistro.com/4776.html
Laguna_Beach-47.jpg
Corona Del Mar: Bizim favori gün batımı lokasyonumuzdur. Gün batımına yakın ister çayınızı-kahvenizi ister şarabınızı alın Corona Del Mar’ın kayalıklar üzerindeki geniş çimlerinde kendize göre beğendiğiniz bir yerde oturun ve güneşin batışının tadını çıkartın.
Newport_Lo..int-103.jpg
Newport Plajı: Özellikle yaz ayları öğrencilerin ev kiraladığı Newport Plajı kalabalık olur. Sahildeki restoran ve kafeler daha çok öğrencilere hitap eder. Eğer daha farklı restoran düşünceniz var ise Newport sahilinin hemen başlangıcında marina bölümündeki restoranlar denenebilir. Romantik bir gece geçirmek isterseniz marina tarafında organize edilen gondolla akşam yemeği gezisine katılabilirsiniz. Türk mutfağına yakın bir lezzet ararsanız yine marinanın başlangıcında bir Ermeni restoranı var, sahipleri de gayet hoş sohbetler...
Newport_Beach-37.jpg
Balbao Adası: Eğer Newport Plajı civarındaysanız ve deniz kıyısında güzel bir yürüyüş yapmak isterseniz mutlaka Balbao adasına gidiniz. Ada karaya bağlıdır. Adaya girdikten sonra arabanızı müsait bir yere bırakabilirsiniz. Sokak aralarında mutlaka park edecek yer bulunuyor. Daha sonra adayı çevreleyen yürüyüş yolunun tadını çıkartmalısınız. Eğer açsanız adadaki ana caddenin üzerindeki şirin restoranlardan herhangi birisini deneyebilirsiniz. Kesinlikle pişman olacağınızı sanmıyoruz. En çok özlediğimiz yerlerden biri Balbao adasının o sıcak atmosferi diyebiliriz.
Balboa_Island-22.jpg
Huntington Plajı: Yılın hemen hemen her zamanında sörfçüleri dalga beklerken bulabileceğiniz bu plaj oldukça uzundur. Denizin yazın dahi çok sıcak olmadığını hatırlatalım ayrıca okyanustan gelen rüzgar sizi serinletmeye yeter. Huntington Plajı’nı cazip yapan yanlarından bir tanesi çeşitli restoranları, barları, kafeleri, hediyelik eşya dükkanları ile okyanusa dik gelen caddesidir. Hafta sonları özellikle çok kalabalık ve eğlencelidir. Bu cadde üzerinde denemediğimiz bir Türk restoranı da var.
Huntington_Beach-71.jpg
Long Beach Plajı: Eğer Los Angeles’da akvaryuma gitmek isterseniz Long Beach’e gitmelisiniz. Akvaryumun olduğu yerde birkaç restoranın olduğu bir bölge var. Bizim favori restoranımız Bubba Gump’ın da yeri var ama Manhattan’daki kadar lezzetli değildi. Ayrıca burada çok güzel yürüyüş yapabileceğiniz yerler var. Queen Mary gemisi hem restoran hem otel hem de müze olarak limanda duruyor. Biz içini gezmedik ama farklı bir tecrübe olabilir. Marinasında restoranlar, çocuk oyun alanları, hediyelik eşya satan dükkanlar, barlar vs. var.

Palos Verdes: Şimdi başka bir favori mekanımızı anlatmak istiyoruz. Long Beach plajı ile Redondo plajı arasında sahil yoluna girerseniz müthiş bir Pasifik manzarası sunduğunu göreceksiniz. Bu bölgede müsait bir yerde durabilir ve manzaranın tadını çıkartabilirsiniz. Eğer kahvenizi içmediyseniz bu yolun ortalarında bulunan ve manzaraya hakim tepedeki Starbucks’ı tavsiye ederiz. Kış aylarında bile dışarıda yanan şöminesi ile çok zevkli bir zaman geçirmenizi sağlayacaktır. Bizim evimize uzak olmasına rağmen ortamı için sık sık gittiğimiz bir yerdi. Gün batımını anlatmaya bile gerek yok bizce oradaysanız gitmelisiniz. Starbucks’ın sol tarafında kalan “The Admiral Risty” restoran hem mekan hem de yemekleri bakımından güzeldi. Fiyatlar ve menüsü için web sayfası http://www.admiralristy.com/.
Palos_Verdes-12.jpg
Venice Plajı: Los Angeles’ın en renkli plajlarından bir tanesi diyebiliriz. Sahilde açık alandaki spor tesislerinde vücut çalışanlar, paten kayanlar, çeşitli el ürünleri satılan tezgahları ile yazın en kalabalık sahillerden bir tanesidir.
Venice_Beach-3.jpg
Santa Monica Plajı: En çok turisti görebileceğiniz plajdır. Sahili, sahildeki iskele üzerindeki eğlence tesisleri ve Santa Monica downtown denilen bölgesinde trafiğe kapalı 3 nolu caddesi ile her zaman kalabalıktır. Bu cadde özellikle hafta sonları çok kalabalık oluyor. Restoranlar, kafeler ve alış-veriş merkezleri ile her zaman favori mekanlardan bir tanesidir. Plajdan sonra kayalıkların üzerindeki parka doğru giderseniz birçok evsizin bu parkı mekan tuttuğunu göreceksiniz. Aslında bu tür yerler ABD’nin büyük evler, büyük yollar, büyük arabalar şeklinde görülen yanının çok da doğru olmadığını kanıtlayan mekanlar. Bizce mutlaka görülmeli; çünkü gezdiğiniz ülkenin aslında reklam harici ne durumda olduğunu bu tür yerlerde görüyorsunuz. Bir yanda lüks evler, oteller, restoranlar ve arabalar hemen yanı başında ise evsiz insanlar.

Malibu Plajı: Birçok film yıldızına ev sahipliği yapan Malibu plajını da görmeden olmaz. Her ne kadar araba ile sahil yolundan gidiyorsanız okyanusa sıfır yapılmış evlerden dolayı okyanusu görmek zor ancak ortamın farklılığını hissedebilirsiniz.

Açıkcası haritadan bakarsanız Dana Point’den Malibu plajına kadar olan bölgeyi sahilden gezerek gitmelisiniz. Burada yazamadığımız onlarca plajdan, alış-veriş merkezlerinden ve birbirinden güzel manzaraları sunan parklardan geçeceksiniz.
Plajlardan sonra Tema parkları ile devam edelim.

Universal Stüdyoları: Universal Stüdyoları tek kelime ile etkileyiciydi. Özellikle içeride alınan 1 saatlik stüdyo turunda bildiğimiz birçok filmin çekildiği setleri gezmek çok güzeldi. Ayrıca filmlerde yapılan bazı çekim hileleri ile ilgili yarım saat kadar bir gösteri vardı. Detayların hepsi aklımızda değil ancak içerikli ve öğreticiydi. Genel olarak Universal Stüdyoları turundan memnun kalmıştık. Fiyatlar ve güncel bilgiler için web sayfası http://www.universalstudioshollywood.com/ .

Disneyland: Anaheim bölgesinde yer alan Disneyland, downtown’a göre Los Angeles’ın güneyinde yer almaktadır. “Disneyland” ve “Disney California Adventure” tema parkları yan yanadır. Yaşınız ne olursa olsun Disneyland’da çocuklar gibi eğlenmek insanı çok rahatlatıyor. İlk 2003 yılındaki Los Angeles seyahatimizde Disneyland’a gittik ve inanılmaz hoşumuza gitti. Bir gün dahi olsa hiç bir şeyi umursamadan tekrar çocuk gibi olabilmek çok güzeldi. “Disney California Adventure” park ise daha çok yetişkinler düşünülerek dizayn edilmiş. Güncel bilgiler için web sayfası http://disneyland.disney.go.com/. “CityPass Southern California” bileti ile birden fazla tema parkı daha uygun fiyata gezme fırsatı yakalabilirsiniz web sayfaları http://www.citypass.com/southern-california .

Six Flags: Eğer biraz heyecan biraz adrenalin istiyorsanız mutlaka Six Flags’e gitmelisiniz. Biz 2002 yılında New Jersey’de gitmiştik. Birbirinden farklı rollar-coaster’lara binerek heyecanlı bir gün geçirebilirsiniz. Güncel fiyatlar ve bilgiler için web sayfası http://www.sixflags.com/magicmountain/ .

Sahiller ve tema parklarından sonra görülecek yerleri anlatmaya devam edelim.

Hollywood: Film yıldızlarının el ve ayak izlerinin olduğu, kaldırımlarında da ünlü karakterlere ithafen yıldızların olduğu Hollywood turistik açıdan mutlaka görülmesi gereken yerlerden bir tanesidir. Ünlü “Kodak Tiyatrosu” da buradadır. Ayrıca tiyatronun yan tarafındaki plazada alış-veriş mağazaları, restoranlar ve kafeler vardır. Plaza’nın içindeki California Pizza Kitchen favori restoranlarımızdan bir tanesidir. Meşhur “Hollywood” yazısının fotoğrafını çekmek isterseniz plazanın üst katlarından yakalabilirsiniz. 2003 yılında Hollywood bölgesine giderken gözümüzde farklı canlandırmıştık. Açıkcası Kodak Tiyatro binasının haricinde doğru düzgün hiçbir yer göremeyince hayal kırıklığına uğramıştık. Hatta o zaman yaptığımız video çekimimizde de bu şaşkınlığımızı dile getirmişiz.
Hollywood-8.jpg
Beverly Hills: Los Angeles’ın kalbi diyebiliriz. Lüks evler, arabalar, alış-veriş merkezleri ile her an filmlerde izlediğiniz artistleri görebileceğiniz bir bölgedir. Buradaki “Rodeo Drive” çevresinde birçok restoran, kafe ve lüks mağazalar vardır. Ayrıca Beverly Hills civarında araba ile dolaşırken bile etraftan etkilenmemek elde değil. Her ne kadar bizim gözümüz bu bölgedeki hayatın zenginliğinde olmadığı için bize hiçbir zaman çok cazip, sürekli gidilecek bir mekan olarak gelmemiştir.

Sunset Caddesi: Beverly Hills’den çıkıp Sunset caddesinde okyanus tarafına doğru giderseniz yolda birçok gece kulübü, bar,restoran ve kafeler göreceksiniz, ayrıca bu yolda ara ara binaların arasında çok hoş Los Angeles manzarasına tanık olabilirsiniz.

Downtown: Los Angeles’ın, Downtown bölgesi de ABD’deki tüm metropol şehirleri gibi gökdelenler ile çevrilidir. Bu bölgede çok fazla işyeri vardır. Eğer Staples Center’da veya Kongre merkezinde bir aktivite yoksa hafta sonları sakin ve sessiz olur. Gittiğiniz dönemde NBA maçları varsa mutlaka Lakers’ın bir maçına gitmenizi tavsiye ederiz. Staples Center’da özellikle Lakers’ın maçlarındaki şovlar görülmeye değer.

Exposition Park: Eğer gelmişken bir iki de müze göreyim derseniz, müzelerin çoğu bu parkta toplanmış. Natural History Museum of Los Angeles County ve California Science Center ilginizi çekebilir. Park ile ilgili bütün bilgileri http://www.expositionpark.org/welcome web sayfasından bulabilirsiniz. Daha önce aynı tarz müzeleri New York, Şikago ve Washington DC’de gezdiğimiz ve gelen misafirlerimizden de gitme talebi gelmediğinden bu parkı görmedik.

Eğer arabanız varsa Santa Monica dağları üzerindeki “Mulholland drive” caddesinden çok güzel Los Angeles manzarası izleyebilirsiniz. Los Angeles’daki “Çin mahallesi” de eğer ABD’de başka bir şehirde gitmediyseniz mutlaka görülecek yerler listenizde olsun. “Griffith Park” şehrin en büyük yeşil alanı. İçinde hayvanat bahçesi ayrıca gözlem evi mevcut.

Eh, ABD’ye kadar geldik alış-veriş yapmadan olur mu diyorsanız fırsat buldukça gittiğiniz her yerde alış-veriş mağazaları göreceğinizden emin olabilirsiniz. Ama sırf bu iş için özel zaman yaratırım diyorsanız; outlet mağazaları toplu alış-veriş için en ideal yerler. Citadel Outlets’e Anaheim bölgesindeki birçok otelden ücretli servisler var. Detayları http://www.citadeloutlets.com/ web sayfasında bulabilirsiniz. Rancho Cucamonga bölgesinde olan Ontario Mill bizim tercih ettiğimiz outlet alış-veriş merkeziydi. Web sayfası http://www.simon.com/mall/?id=1258. Orange County bölgesinde diğer bizim gittimiz alış-veriş merkezleri: South Coast Plaza-Costa Mesa, Fashion Island-Newport Beach ve Irvine Spectrum Center’dı. South Coast Plaza kapalı bir alış-veriş merkezi olup birbiri ile bağlantılı iki bölümden oluşmaktadır. Giyim mağazaları haricinde mobilya mağazaları, restoran ve kafeler de var. Fashion Island okyanus manzaralı, açık, katlı, lüks mağazaların ve restoranların olduğu bir alış-veriş merkezidir. Ayrıca her yıl yılbaşı döneminde civarın en büyük çam ağacı getirilerek süslenir. Irvine Spectrum Center ise daha küçük açık tarzda bir alış-veriş merkezidir. Restoranları, kafeleri, sineması, dönme dolabı ve kışın kurulan buz pateni pisti ile her daim renklidir. ABD genelinde yaygın olan T&J Maxx, Ross, Loehmann’s, Marshalls gibi mağazalarda da özellikle eski sezon markalı ürünleri uygun fiyatlara bulabilirsiniz.

Yazımıza günü birlik neler yapılabilir, nerelere gidilebilir şeklindeki öneriler ile devam ediyoruz. Yakın çevrede günü birlik görmek için gidilebilecek yerler Santa Barbara, Solvang, San Diego, Palm Springs olarak sıralanabilir. Ayrıca Catalina Adası, Temecula şarap bağları da ilginizi çekebilir. Las Vegas’da araba ile yaklaşık dört saat mesafededir.

Catalina Adası: Eğer vaktiniz varsa bir gününüzü Catalina Adası’nda değerlendirebilirsiniz. Los Angeles’daki birçok marinadan Catalina Adasına feribot seferleri oluyor. Biz NewPort plajındaki marinadan sabah erken saatlerinde olan bir feribot ile gitmiştik. Adada kalınacak yerler de mevcut ancak hafta sonları genelde dolu oluyorlar ve iki gecenin altında kalışı kabul etmiyorlar. Adanın merkezinden denize girebiliyorsunuz. Biz kano kiralayıp adanın güzel koylarını dolaştık. Daha sonra bir saatliğine Golf arabalarından kiralayıp adayı gezdik. Ulaşım, kalınacak oteller, turlar vs. hakkında detaylı bilgileri http://www.catalinainfo.com/ web sayfasında bulabilirsiniz.
2006_Catal..dasi-18.jpg
Temecula Şarap Bağları: Eğer San Fransisco’ya gitme ihtimaliniz yoksa ve şarap bağlarının olduğu bir bölgeyi ziyaret etmek isterseniz Temecula’ya gidebilirsiniz. Buradaki birçok şarap markasının bağlarını ziyaret edebilir, 10-20 dolar gibi bir rakam ödeyerek şarap tatma paketlerinden seçebilir ve beğendiğiniz şaraplardan satın alabilirsiniz.

Santa Barbara: Santa Monica’dan yaklaşık bir buçuk saat mesafede çok güzel bir sahil şehridir. Los Angeles’dan günü birlik gidilebilecek en iyi sahil beldesi diyebiliriz.

Solvang: ABD’deki bir Danimarka kasabasıdır. Los Angeles’dan yaklaşık 2 saat sürmektedir. Şehrin içine girdiğinizde tahminimizce kendinizi Danimarka’da küçük bir kasabada hissedebilirsiniz. Restoranları, kafeleri, yerel tatlıları, hediyelik eşya satan dükkanları ile şirin bir kasaba. Eğer vaktiniz var ise Solvang ve Santa Barbara’yı aynı günde gezebilirsiniz.

San Diego: Şehir içi, hayvanat bahçesi, plajları, SeaWorld, Legoland ve özellikle favorimiz La Jolla şehri ile görülmeye değer. Daha detaylı bilgi için San Diego ile ilgili yazımıza bakabilirsiniz.

Palm Springs: Çölde kurulmuş ve birçok aktivitenin yapılabileceği bir şehirdir. Biz teleferik ile şehire yukarından bakan bir tepeye çıktık. Tepede çeşitli noktalardan gördüğünüz yerler ve detaylı bilgiler var. Ayrıca çöl içinde yapılan çeşitli turlar, hayvanat bahçesi ve yakınındaki “Joshua Ulusal” milli parkı görmek de yapılacak diğer aktiviteler arasındadır. Şehir bulunduğu konum sayesinde kuru bir havaya sahiptir. Öğleden sonraları güneşin şehrin hemen yakınındaki dağ tarafından kesilmesiyle sıcaklık rahatsız etmez, ayrıca kış aylarındaki sert rüzgarlar dağlar tarafından yine kesildiği için havası ılıman kalır. Bu yüzden her zaman rağbet gören bir yerdir. Restoranlar, barlar, sanat galerileri vs. şehir merkezinde bir cadde üzerinde dizilmiştir. Hoş bir gün geçireceğinizden emin olabilirsiniz. Ayrıca her yıl dünyanın en iyi tenisçilerini misafir eder.

Big Bear Gölü: Yazın su sporları, kışın kayak sporları yapmak için Los Angeles’dan gidilecek en yakın yerdir. Detaylı bilgi için web sayfası http://www.bigbear.com/ .

Los Angeles’da nerede kalınır? Biz 2003 yılında gittiğimizde Beverly Hills’deki “Crowne Plaza” otelinde kalmıştık. Gecesi oda fiyatı iki kişi için 100 dolar civarı ödemiştik diye hatırlıyoruz; ama şimdiki fiyatları bayağı artmış duruyor. Otelden genel anlamda memnun kalmıştık. Odasında güvenlik kasası yoktu; ama değerli eşyalarınızı özellikle pasaportunuzu lobideki kasalara bırakabilirsiniz. Personel yardımcı oluyor. Son gecemizi şehir merkezinde yer bulamadığımız için LAX havaalanı bölgesinde “Sheraton” otelde kalmıştık ve uçak sesleri harici mennun kalmıştık. Ancak eğer sahile yakın olsun derseniz en turistik bölge olarak Santa Monica’yı tercih edebilirsiniz. Plaj, yiyecek ve alış-veriş üçlüsünü sunan en iyi bölge Santa Monica olacaktır.

Nerede yenilir? İlk gözünüze kestirdiğiniz Mcdonalds’da yemeyi düşünmüyorsanız; ABD genelinde yaygın olan zincir restoranları her zaman deneyebilirsiniz ve kaliteleri hemen hemen her yerde aynıdır. Los Angeles’da olan bazıları: California Pizza Kitchen (hamburger harici menüsü geniştir), Cheesecake Factory (menüsü çok geniştir, muhakkak yiyecek birşeyler bulabilirsiniz), Chili’s (Meksika restoranı ama sandöviç, hamburger de mevcut), Panera Bread (hafif atıştırmak için idealdir)... Bunlar dışında gittiğimiz çok restoran oldu ama birçoğunun adı aklımızda değil. Gittiğiniz her bölgede her kesime hitap eden restoranlar bulabileceğinizden emin olabilirsiniz. Genelde restoranların girişinde menüleri ve fiyatları oluyor, zevkinize ve kesenize göre seçebilirsiniz.

Irvine Spectrum Center’daysanız Javier’s Cantina&Grill favori yerimizdi hem ortamı güzel hem de yemekler lezzetliydi; ama kalitesinin zamanla düştüğünü okuduk. Dave&Buster’s ise diğer alternatif mekanımızdı.

Fotoğraf albümü için linki tıklayabilirsiniz. Los Angeles Fotoğraflarımız

www.facebook.com/pages/AyferOnur-Seyahatnamesi

Tavsiyeler:

  • Özellikle yaz aylarına girmeden deniz tarafından gelen yoğun bir sis tabakası oluyor. Bu tabaka genelde sahil şeridini kaplıyor ve öğleden sonra dağılıyor.
  • Havaalanına gidiş ve araba ile gezi planını yaparken Los Angeles’ın yoğun trafiğini mutlaka göz önüne alınız.
  • Tüm ABD ile ilgili yazılara eklediğimiz elektrik bilgisini unutmayın. Voltaj 110 Volt, priz girişleri farklı ve aparata ihtiyaç oluyor.
  • Eğer ABD’yi kapsayan bir sağlık sigortanız yoksa sağlık hizmetlerinin çok pahalı olduğunu sakın unutmayın. Doktor reçetesi olmadan reçeteli ilaçlar satılmıyor, o yüzden düzenli kullandığınız ilaçlarınız varsa yanınızda getirin. Antibiyotikler de reçeteli satılan ilaçlar grubunda o yüzden yanınızda bulundurmanızı tavsiye ederiz. İlaçlar bizdeki gibi ayrı eczanelerde değil marketlerin içindeki eczane bölümlerinde satılmaktadır. Reçetesiz ilaçları (ağrı kesici, vitaminler, kremler vs.) marketlerin raflarında bulabilirsiniz.

Posted by ayferonur 19:21 Archived in USA Tagged living_abroad Comments (0)

San Francisco

overcast 14 °C

Los Angeles’da yaşadığımız dönemde iki ve New Jersey’de yaşadığımız yıllarda bir kez olmak üzere 3 kez San Francisco’ya gittik. İlk gidişimiz 2004 yılı Kasım ayındaydı ve 4 gün kaldik. İkinci gidişimiz Türkiye’den gelen kardeşimiz ile 2006 yılı Mayıs ayındaydı ve 3 gün kaldık. En son 2008’de iş nedeniyle bir haftalığına gittik. ABD’de en çok sevdiğimiz şehirlerden bir tanesi olan San Francisco, limanı, plajları, Golden Gate Köprüsü, tramwayı, ufak tefek kafeleri,restoranları ve sürekli canlı olması ile bize hep çekici geldi. İlk iki gidişimizde kendi arabamız ile Los Angeles’dan ve son gidişimizde New Jersey’den, San Francisco uluslararası havaalanına Amerikan Havayolları ile geldik ve havaalanından araba kiraladık. Bize göre eğer bir ABD gezisi yapıyorsanız mutlaka San Francisco’yu planınızın içine dahil etmelisiniz.

Turistik amaç ile gelindiğinde kalınacak en güzel yer Fisherman’s Wharf bölgesi olacaktır. Eğer burada otel ayarlayamazsanız Union Square/Downtown bölgesi ikinci tercihiniz olabilir. Biz ilk iki gidişimizde Union Meydanına yakın otellerde kaldık. Union Meydanından sürekli geçen tramway (cable car) Fisherman’s Wharf’a rahatça ulaşmanızı sağlayacaktır.

1906 yılında yaşanan deprem sonrası oluşan gaz kaçakları neticesinde çıkan yangında maalesef şehrin büyük bir bölümü yanmış. Kısa zamanda toparlanıp şehri tekrar kurmuşlar.

Ulaşım: Şehirde ” BART “isimli raylı sistem mevcut ancak hatları, istasyonları ve bu sistem ile nereden nereye gidileceğini hiç kullanmadığımız için bilmiyoruz. Detaylı bilgiyi http://www.bart.gov/ web sayfasından edinebilirsiniz. Web sayfalarından bakınca şehrin her iki havaalanın birbirine bu sistem ile bağlandığını ve Downtown’dan da geçtiğini görebilirsiniz. Bu durumda eğer sadece San Francisco içinde gezi planı yapmışsanız arabaya ihtiyaç duymazsınız. Ancak şehrin dışındaki yerleri görmek için ihtiyacınız olduğu gün sayısı kadar araba kiralayabilirsiniz.

Şehrin içinde ulaşım için tramway (cable car), trolleybus ve otobüs kullanabilirsiniz. Kalacağınız süre ve kullanım sıklığınıza göre günlük veya haftalık paso almak daha avantajlı olabilir.

Ayrıca San Franciso’yu hakkıyla dolaşayım derseniz günlük bisiklet kiralamak da güzel bir seçenek olur. Özellikle Fisherman’s Wharf bölgesinde günlük bisiklet kiralayan bir çok yer görebilirsiniz. Şehrin bol inişli çıkışlı olduğunu da hatırlatalım.

Gezilecek, Görülecek yerler:

Şehir turları: Biz ilk gittiğimizde yarım günlük şehir turu ile Alcatraz turunu birlikte aldık.Kişi başı fiyatı 58 dolardı. Şehir turu Golden Gate köprüsü, parkı ve genel bir tanıtım içeriyordu.Şehir turunu eğer arabanız var ise bizce almaya gerek yok çünkü bütün dolaştırdıkları yerleri siz arabayla gezebilir ve gittiğiniz yerde istediğiniz kadar kalabilirsiniz. Alcatraz için ise bileti ayrı alabilirsiniz veya San Francisco’daki gezilmesi gereken bir çok yerin dahil olduğu ve çok daha ekonomik olan San Francisco City Pass biletini alabilirsiniz. www.citypass.com/san-francisco web sayfalarından fiyat ve detaylarını öğrenebilirsiniz.

Golden Gate Köprüsü: 1937 yılında açılan köprü uzun süre dünyanın en uzun asma köprüsü ünvanını korumuş. San Francisco körfezinin girişinde tüm heybeti ile yükseliyor ve yılın her zamanı çok güzel fotoğraflık pozlar sunuyor. Açık havada, gece, sisli her şartta birbirinden güzel fotoğraflarını çekmek mümkün. Biz de önce tur otobüsü ile köprüyü geçtik daha sonra köprünün San Francisco ayağına geri dönüp alış-veriş ve gözlem bölümünde durduk. Ancak geçirdiğimiz süre yeterli gelmediğinden ertesi günü kendi arabamız ile tekrar köprüye gittik. Köprüyü geçtikten sonra sağ tarafta yine gözlem yerleri yapmışlar. Daha sonra köprünün altından geçen ve sol tarafta tepeye doğru çıkan yolu fark edince hemen o yöne doğru gittik. Yükseldikçe köprü altımızda kalıyordu. İyice yukarı çıkınca durduk, bizler gibi buraya gelen onlarca araba vardı. Muhteşem bir köprü ve arkada San Francisco şehrinin manzarası ile karşılaştık. Bizde olsa buralar parsellenir lüks restoran ve kafeler yapılır. Kesinlikle dediğimiz yere çıkmanızı tavsiye ederiz.

2004_Golde..idge-18.jpg

Golden Gate Parkı: Tur ile dolaştığımız ilk günde Golden Gate parka da uğradık. Park epey büyük ve kalabalık idi. ”Japanese Tea Garden’ı” ziyaret ettik ancak üzerinden uzun zaman geçtiği için detayları hatırlamıyoruz. Web sayfası http://www.golden-gate-park.com/. Keyifle bir kaç saat geçireceğinizden eminiz.

Fisherman’s Wharf ve Pier 39: Şehrin en turistik bölgesi diyebiliriz. Oteller, restoranlar, kafeler, dondurmacısı, hediyelik eşya satan dükkanlar , alış-veriş mağazaları ile gece gündüz çok canlı bir mekan. Meşhur ”Ghirardelli” çikolata markasının merkezi ve Pier 39’da bu bölgede yer alıyor. Pier 39’da ayrıca restoranlar, kafeler, hediyelik eşya satan dükkanlar, çocuklar için atlı karınca ve aktiviteler bulabilirsiniz. Rıhtımın yanında güneşlenen deniz aslanlarını da izleyip fotoğraflıyabilirsiniz. Pier 39’daki “Pier Market Seafood “ restoranına hem 2006 hem 2008’de gittik. Karışık deniz ürünü tabağı yemiştik ve hoşumuza gitmişti. Unutmayın porsiyonlar kocaman geliyor. Ayrıca yine Pier 39’da pizza yediğimiz “Luigi Pizza’yı” beğenmemiştik.

2008_Fishe..harf-14.jpg

Alcatraz Adası: Alcatraz adası uzun yıllar ABD’nin en çok bilinen hapishanesine sahipmiş. Biz 2004 yılındaki gidişimizde Alcatraz’a gittik. Hapishaneyi gezmek ünlü bazı mahkumların kaldığı hücreleri görmek ilginç bir tecrübeydi .1859 ile 1963 yılların arasında hapishane olarak hizmet vermiş. Özellikle yaz aylarında önceden bileti almak gerekebilir. Kardeşimiz ile ikinci gidişimizde istediğimiz zamana bilet bulamamıştık. Gitmeden önce ekteki web sayfasına bakmanızı tavsiye ederiz. www.alcatraztickets.com/

2004_Alcatraz-7.jpg

Lombard Sokağı: Dünyanın en kıvrımlı olan bu sokağından mutlaka araba ileinmelisiniz. Sokak yukarından aşağıya doğru tek yön . Yolun etrafı çicekler ile süslenmiş. Zaten günün her saati bir çok turisti bu sokağın fotoğrafını çekip etrafında dolaşırken görebiliyorsunuz.

2006_San_Francisco-46.jpg

Coit Kulesi: Coit kulesi,” Golden Gate” ve ”Bay” köprülerine, şehir merkezine ve körfeze 360 derecelik bir görüntü sunuyor. Biz ilk gittiğimizde yukarı çıktık ancak fotoğrafları cam arkasından çekebildiğimiz için manzara o kadar etkileyici değildi. Eğer vaktiniz var ise bizce gidilebilir.

Viktorya Evleri: San Fransisco’nun en ilgi çekici yanlarından bir tanesi de ünlü Viktorya tipi evler. Evler gerçekten çok estetik ve güzeller. Mutlaka görmek lazım.

Twin Peaks: Eğer hava güzel ise; tüm şehrin ayaklarınızın altında kaldığı bu tepeye kesinlikle çıkmalısınız.. Özellikle akşam üzeri gitmenizi tavsiye ederiz böylece hem gündüz hem de gecesini görebilirsiniz. Arabanızın GPS’ine aşağıdaki adresi girerseniz rahatça bulursunuz. 501 Twin Peaks Blvd.,San Francisco, CA 94114 (between Burnett Ave & Christmas Tree Point Rd)

Castro: 1960’lı yıllarda örgütlenerek ayaklanan eşcinsellerin bir çok çatışmaya da girerek toplum içindeki haklarını kazandıkları ve ABD’nin en çok eşcinselinin yaşadığı bir bölgedir. Sean Penn’in başrolünü oynadığı “Milk” filmi bu bölge ve yaşananlar hakkında çok fazla bilgi verecektir.

Çin Mahallesi: ABD’deki büyük şehirlerin neredeyse hepsinde Çin mahallesi var. Çin mahallesine girmenizle beraber bir çok restoran, hediyelik eşya ve Çin malı her şeyin satıldığı dükkanlar arasına dalıyorsunuz. Farklılığı görmek için kesinlikle bu sokaklarda dolaşma fırsatını kaçırmayın.

2004_San_Fransisco-40.jpg

Union Meydanı: Şehrin günün her saatinde en hareketli bölgelerinden bir tanesi .Oteller, restoranlar, kafeler ve alış-veriş merkezeri ile her zaman canlı ve kalabalık. Kalacak yer olarak da bu bölge düşünülebilir.
Muir Woods Park: Golden Gate Köprüsü’nün 11 mil kuzeyindedir. Bu parktaki ”Redwoods” isimli ağaçların boyları yaklaşık 80 metre hatta parkın Kuzey bölgelerinde 100 metrenin üzerine çıkıyormuş. Bizim gördüğümüz ağaçların yaklaşık 600 ile 800 yaşları arasında olduğunu öğrendik ve parkın 1200 yaşındaki en yaşlı ağacını da görme fırsatını yakaladık. Bu ağaçlar 2200 yıl yaşayabiliyormuş.

Şehir dışı gidilebilecek yerler:

Napa ve Sonoma Şarap Vadisi: Napa ve Sonoma vadileri Kaliforniya’nın en çok bilinen şarap vadileridir. Biz de son gidişimizde fırsat bulup bir gün Napa Vadisine çevirdik yönümüzü ve çok güzel bir gün geçirdik. Raflarda gördüğümüz bazı markaların üretim tesislerini, bağlarını gezip farklı şaraplar yudumladık. Kesinlikle pişmanlık duymayacağınız bir gezi olacaktır. Napa şehri ise; restoranları, otelleri, kafeleri, mağazaları ile ayrıca görülmeye değer bir yerdir.

Monterey: Okyanus kenarında çok hoş bir bölge. Buradaki ‘17 mile drive’ isimli yola ise mutlaka gitmelisiniz. İnanılmaz güzel manzaralar eşliğinde bu yolu dolaşıyorsunuz. Carmel plajı, en ünlü ve güzel plajlardan bir tanesidir.

Silikon Vadisi: Meraklısı için Santa Clara vadisinin ismi 1971 yılında Silikon Vadisi olarak anılmaya başlıyor. Bir çok bilişim firmasnın merkezi bu vadide yer alıyor. Bir kaç örnek verirsek; Apple, HP, İntel, Microsoft,Facebook vs…

Yosemite Ulusal Parkı: Arabayla San Francisco'dan yaklaşık 3.5 saat, Los Angeles'tan 6 saat sürüyor. 1984'ten beri UNESCO Dünya Mirasları'na dahil olan park, granit kayalıklar, şelaleler, akarsular ve dev Sekoya ağaçlarına sahiptir. Parkın yaklaşık %95'inde vahşi yaşam vardır. Kamp alanları ve park ile ilgili detaylı bilgileri web sayfalarından inceleyebilirsiniz www.nps.gov/yose/index.htm. Şelalerin ihtişamını görmek için özellikle ilkbahar başlangıcında parkı ziyaret etmenizi tavsiye ederiz.

Tahoe Gölü: Kaliforniya ve Nevada eyaletlerinin paylaştığı hem kışın hem de yaz dönemi farklı aktiviteler sunan oldukça popüler bir bölgedir. Maalesef bizim gitmeye fırsatımız olmadı ama San Francisco’da yaşayan Türklerin her yıl organize ettiği kış gezilerinden birine katılarak görmeyi planlıyoruz.

1 Numaralı Yol: San Francisco ile Los Angeles arasındaki bu sahil yolu inanılmaz manzaraları ve virajları ile araba ve motor severlere müthiş zevk verecektir. Eğer iki şehri de görmeyi planlıyorsanız ve zaman sorununuz yoksa bu yolu kullanmanızı tavsiye ederiz.

Kaldığımız oteller hakkındaki düşüncelerimiz

Hilton San Francisco Union Square: 2004 yılında Thanksgiving-Şükran Günü’nde gittiğimizde bu otelde 3 gece kaldık. Üç gece ve iki kişi için oda ve vergiler dahil toplamda 453 dolar ödemiştik. Oteli www.expedia.com’dan ayarlamıştık. Odaları temiz ve konforluydu. Konum olarak her yere yakın, sorunsuz kalabileceğiniz bir otel. Otelin en üst katındaki bar ve restoranından manzara çok güzel. Sadece otelin otopark ücreti biraz pahalıydı ve biz arabamızı karşısındaki bir otoparka daha uygun fiyata bırakmıştık diye hatırlıyoruz.

Hotel Carlton: 2006 yılında kardeşimiz ve ailesi ile gittiğimizden bu otelde iki oda ayarlamıştık. Maalesef iki odanın da kalitesi ayrı çıktı. Bizim kaldığımız oda gayet iyiydi ama diğer odanın kliması çalışmıyordu ve geceleri ısı birden düştüğü için odaya ısıtıcı getirdiler ve o da çok sesli çalışıyordu. Konum olarak fena değil, Union Square’e 6 blok uzaklıkta. Arabamızı otelin karşısındaki otoparka bırakmıştık. İki gece oda ve vergiler dahil toplamda 305 dolar ödemiştik. Oteli www.expedia.com’dan ayarlamıştık.

San Ramon Marriott: 2008 yılında iş için gittiğimizde bu otelde bir hafta kaldık. San Ramon bölgesinde olan bu otel turistik aktivite bölgesinden uzakta kalıyor. Otel temiz ve konforluydu. www.priceline.com web sayfasından ayarladık. 7 gece iki kişi vergiler dahil sadece odaya toplamda 560 dolar ödedik. Ayrıca havaalanında araba kiraladık onu da yine www.priceline.com web sayfasından 8 gün için vergiler dahil 160 dolar ödeyerek ayarladık.

Shilo İnn Suites Hotels: 2005 yılında Yosemite Ulusal Park’ a gittğimizde bu otelde iki gece kaldık. İki gece ve iki kişi için oda ve kahvaltı vergiler dahil toplamda 281 dolar ödemiştik. Otel umduğumuzdan çok daha iyi çıkmıştı. Ama maalesef etrafında doğru düzgün restoran yoktu, yakınında bir restoranda akşam yemeğimizi yemiştik ve hiç memnun kalmamıştık.

Fotoğraf albümü için linki tıklayabilirsiniz. San Francisco Fotoğraflarımız

www.facebook.com/pages/AyferOnur-Seyahatnamesi

Tavsiyeler:

  • Evsiz yaşayan çok fazla ve hemen hemen her yerdeler. Para isteyebilirler, genelde zararsızlardır korkmayın ancak yine de tetikte olun.
  • ABD ile ilgili tüm yazılara eklemek istediğimiz bir konu da burada voltajın 110 Volt ve fiş uçlarının farklı olduğudur. Fiş ucu için aparat ister Türkiye’de veya burada bir çok eletronik mağazasından temin edebilirsiniz.
  • Hava yazın dahi serin olabilir. Özellikle geceleri hissedilir derecede ısı düşebiliyor. Dolayısı ile gelmeden önce hava durmunu kontol ediniz ve yanınıza ona göre giysi almayı ihmal etmeyiniz.

Posted by ayferonur 19:28 Archived in USA Tagged living_abroad Comments (0)

San Diego

sunny 25 °C

Los Angeles’da yaşadığımız yıllarda fırsat buldukça gittiğimiz San Diego belkide ABD’de en yaşanası şehirlerden bir tanesidir. Bu sadece bizim değil bir çok kişinin genel görüşü diyebiliriz. San Diego’nun bu kadar tercih sebebi olması tüm yıl boyunca ılıman havası, yaşam standardı, Los Angeles’a göre daha uygun fiyatları, plajları ve renkli hayatı diyebiliriz.

San Diego ayrıca Meksika – ABD sınır şehirlerinden bir tanesidir. Bunun etkisini de şehrin hemen hemen her yerinde yaşayan ve çalışan Meksikalılardan fark ediyorsunuz ve bir çok mekanda İspanyolca ana dil gibi konuşuluyor. Ülkenin bu taraflarında yaşamayı düşünüyorsanız İspanyolca öğrenmek de faydalı olacaktır. San Diego şehri, Meksika – ABD savaşı sonunda yapılan anlaşma ile Kaliforniya eyaletinin ABD’ye bağlanmasıyla ABD idaresine geçiyor. Ayrıca yapılan bu anlaşma ile bugünkü 10 eyaletin bazılarının hepsi bazılarının bir bölümü ABD’ye geçiyor. Bu savaş ile ilgili detaylı bilgileri Haluk Gerger’in “Kan Tadı” adlı kitabında okuyabilirsiniz.

Gezip gördüğümüz yerler hakkında aklımızda kalanları yazıp ileride gidecek olanlara yardımcı olmaya çalışacağız.
Şehrin downtown diye adlandırılan 5 numaralı otoyol ile okyanus arasında kalan bölgesi çok büyük değil. Bu bölgede restoranlar, kafeler , iş yerleri ve alış-veriş mağazaları var. Geceleri de epey hareketliydi diye hatırlıyoruz. 5 numaralı otoyol güneyde Meksika’ya kuzeyde Los Angeles’a doğru gider. Otel içinde bu bölgede seçim yapabilirsiniz.

Biz yapmadık ancak şehirde yapılan turistik otobüs turu genel bir fikir edinmek için cazip olabilir. http://www.trolleytours.com/san-diego/

Seaport Village: Downtown’dan, Okyanus yönüne yürüdüğünüzde Seaport Village denilen sahildeki bölgeye gelirsiniz. Özellikle hafta sonları çok kalabalık oluyor. Bir gidişimizde canlı Meksika müziği vardı ve çok hoş vakit geçirmiştik. Burada restoranlar, kafeler, hediyelik eşya satan mağazalar ve deniz kıyısında yürüyüş yapıp dinlenebileceğiniz yerler var. Özellikle günün yorgunluğunu atmak için bire bir diyebiliriz. Mutlaka bu sevimli yeri seveceksiniz. Pazar günleri dükkanlar erken kapandığı için hareketliliğini kaybediyor diye hatırlıyoruz. Seaport Village’ın biraz kuzeyinde “Midway” isimli ABD donanmasına ait müze haline getirilmiş olan uçak gemisini göreceksiniz, eğer ilginiz varsa ziyaret edebilirsiniz.

Coronado Adası: Coronado adası bir köprü ile San Diego’ya bağlıdır. Bizde güzel bir yaz günü New York’dan iş için gelen bir arkadaşımızla onun Porto Riko’lu mesai arkadaşını alıp Coronado adasına geçtik. Sahilde iğne atsanız kuma düşmez durumu mevcut idi. Hazırlıksız olunca deniz ve kumdan faydalanamadık ancak ABD ‘deki en lüks otellerden bir tanesine ev sahipliği yapan bu adanın farklı havasını hemen hissedebiliyorsunuz. Adada deniz kuvvetlerinin üssü ve eğitim tesisleri var. “Top Gun” filmini izleyen kuşak bu üssü hemen hatırlaycaktır. Eğer bir daha gidebilirsek bu bölgede biraz daha vakit geçirip hakkını veremediğimiz yerleri iyice gezmek isteriz.

Balboa Parkı: Balboa parkının içinde bir çok müze, restoranlar, çocuklar için aktiviteler, botanik binası, köpek parkları, safari park ile 4.000 hayvanı ve 800'den fazla türüyle dünyada bulunan en büyük ve gelişmiş hayvanat bahçelerinden biri olan “San Diego Zoo” bulunmaktadır. San Diego’ya geldiyseniz mutlaka 1-2 gününüzü bu park içindeki müze ve hayvanat bahçesine ayırabilirsiniz. Biz hayvanat bahçesi bölümünü gezdik. İçeride çift katlı üstü açık otobüs turundan, teleferiğe ve hatta yürüyen merdivenlere kadar rahatça gezebilmek için bir çok yol düşünülmüş. Hayvanat bahçesi gerçekten epey büyük. Biz gittiğimizde en büyük talep Panda için ayrılan bölümdeydi. Biz de Panda’nın bol bol fotoğrafını çekip hareketlerini izledik. Fiyatlar, saatler ve aktiviteler için http://www.sandiegozoo.org/ web sayfasından detaylı bilgi edinebilirsiniz. SeaWorld’in girişinin de dahil olduğu çeşitli kombine bilet seçeneklerini de göreceksiniz.

San Diego SeaWorld: 2003 yılındaki seyahatimizde gittiğimiz SeaWorld çok hoşumuza gitmişti. Belki de 30’lu yaşlara kadar kaldığımız ülkemizde böyle tema parkların eksikliği neticesinde ABD’de ziyaret ettiğimiz tüm tema parklardan çok büyük bir zevk aldık. Shamu’nun muhteşem şovu, yunusların inanılmaz gösterisi, müthiş akvaryumlar ve parktaki diğer şovların hepsi birbirinden güzeldi. Yürüyen bant ile devasa akvaryumun içinden geçerken ise ortamdan etkilenmemek elde değildi. Eğer farklı bir gün yaşamak istiyorsanız ve böyle bir parka daha önce gitmediyseniz mutlaka görmenizi tavsiye ederiz. Daha detaylı bilgi ve güncel giriş fiyatlarını web sayfalarından öğrenebilirsiniz. http://seaworldparks.com/en/seaworld-sandiego/

Eğer Güney Kaliforniya’nın diğer bölgelerindeki tema parkları da gezecekseniz daha geniş kapsamlı ve fiyatı tek tek almaktan daha uyguna gelen Southern California CityPass biletini almanızı tavsiye ederiz. Web sayfaları http://www.citypass.com/southern-california.

La Jolla: Eğer San Diego’ya kadar geldiyseniz ve vaktiniz varsa mutlaka La Jolla’ya vakit ayırmayı ihmal etmeyin. Los Angeles’da kaldığımız yıllarda özellikle yaz aylarında hafta sonları günü birliğine fırsat buldukça gittiğimiz yerlerden bir tanesiydi. La Jolla’nın uzun güzel sahilinde gününüzü geçirebilir, mağaraların olduğu bölgeye denizden kayak kiralayarak gidebilir, akşamınızı güzel restoranlarından birinde geçirdikten sonra sahil kıyısında yürüyüş yapabilirsiniz. Koruma altında olan şehrin içindeki La Jolla Cove plajında ise deniz aslanlarını fotoğraflayabilirsiniz. Eğer şehir gürültüsünden kaçmak istiyorsanız La Jolla birebir olacaktır. Ayrıca şehir Kaliforniya Üniversitesi’nin (UCSD) su altı bilimleri fakültesine ev sahipliği yapıyor. Biz San Diego’nun şehir içine göre La Jolla’yı tercih ediyorduk.

Ayrıca La Jolla şehrine yakın Pasifik Plajı da çok güzel bir plaj ve bölgedir.

Meksika Tijuana şehri: Eğer San Diego’ya kadar geldiyseniz bir kaç saatliğine Tijuana şehrine geçebilirsiniz. Biz fırsat bulup gidemedik. Arabanızı sınıra yakın otoparka bırakıp yürüyerek sınırı geçebiliyormuşsunuz. Meksika, eğer geçerli ABD vizeniz var ise 30 güne kadar vizesiz giriş yapmanıza izin veriyor.

Gittiğimiz restaron ve kafeler :

Aslında çok fazla restoran ve kafeye gittik ama isimlerini yıllar sonra hatırlamak kolay olmuyor.

Pier Cafe : Seaport Village’de okyanus üzerinde kurulmuş olan bu restoranda akşam yemeğimizi yemiştik. Deniz ürünleri gayet lezzetliydi. Web sayfalarından www.piercafe.com yeri, menü ve fiyatları hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.

Edgewater Grill : Seaport Village’de körfez manzaralı, sabah-öğle-aksam yemeği servisi yapan hoş bir restoran. Burada sabah kahvaltımızı yapmıştık. Web sayfalarından www.edgewatergrill.com yeri, menü ve fiyatları hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.

Barbarella Restoran: La Jolla plajında öğle yemeği için gittiğimiz, panini sandöviçleri ve özellikle yeni fırından çıkmış ekmeklerine bayıldığımız bir İtalyan restoranı. Web sayfalarından www.barbarellarestaurant.com yeri, menü ve fiyatları hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.

Ayrıca Seaport Village’in içinde restoranlar haricinde hem aperatif bir şeyler yiyip hem de masalarında oturup canlı müzik dinleme firsatı yakalayabileceğiniz atıştırmalık yemek bölümleri var.

Fotoğraf albümü için linki tıklayabilirsiniz. San Diego Fotoğraflarımız

www.ayferonurseyahatnamesi.com

Posted by ayferonur 18:23 Archived in USA Tagged living_abroad Comments (0)

Panama City Beach

sunny 28 °C

Florida’nın kuzeybatısında Meksika körfezinde bulunan Panama City Beach uzun beyaz kumsalı ve masmavi denizi ile özellikle Amerika’nın güneyinde yaşayanlar için vazgeçilmez tatil beldelerinden birisidir. Ayrica okulların bahar tatilinde “Spring Break” lise ve üniversite ögrencilerinin tercih ettiği popüler bölgelerden biri olan Panama City Beach’in bu dönemde herhalde nüfüsu en üst noktaya çıkıyordur. Yılın rahatlıkla 6-7 ayı denize girilebilecek bu bölgede çok fazla yazlık evler, oteller, apartman tarzı siteler olmasına rağmen resmi tatil dönemlerinde kalacak yer bulmakta sıkıntı yaşanabiliyor. O yüzden önceden plan yapmakta ve rezervasyon yaptırmakta fayda var. Aileler için ideal tatil bölgelerinden biri; ister deniz, plaj, su sporları, eğlence, isterseniz alış-veriş her sey var.

Atlanta’dan araba ile Panama City Beach yaklaşık 5 saat sürmektedir. Biz 2009 yılında bir kez, 2011 yılında iki kez deniz tatili için gittik. Her üç gidişimizde de iki gece kaldık.

DSC00230.jpg

Sahiller halka açık ve otellerin aralarında şehrin belediyesine ait otoparklar var. 2 dolar gibi bir rakama 24 saatlik otopark pası alabiliyorsunuz. Eğer biraz yürürüm diyorsanız büyük alış-veriş merkezlerinin otoparklarına arabanızı bırakabilirsiniz. Bir cadde geçip sahile ulaşırsınız. 2011 yılında ikinci gittğimizde otoparkın otomatik bilet sistemi çalışmıyordu. Paramızı atıp bulduğumuz bir kağıda saati yazdık ve arabanın içine bıraktık. Ne kadar para attığınız ya da kağıda hangi saatleri yazdığınızı kontrol eden bir mekanizma yok. Ancak insanlar gerektiği kadar ücreti makinaya atıyor ve saatlerini yazıp arabalarına bırakıyor. Kendi ülkemiz ile karşılaştırınca bize komik geliyor tabiyki. Anlayış farkı diyelim. Onların içinde de bizdeki gibi cinlikleri düşünenler de mutlaka vardır.

DSC00261.jpg

Şehrin sahili epey uzun ve sahil boyunca bir çok otel var. Bazıları çok yıldızlı bazıları yıldızsız. Sahilde olan otellerin avantajları plaja kolayca ulaşmak, arabaya park yeri sorunu olmaması, duş ihtiyacını gidermek olarak sıralanabilir. Dezavantaj ise eli yüzü iyi olan otellerin fiyatları da tatil dönemlerinde yüksek oluyor. Biz ilk gittiğimizde sahilde bir otelde kaldık. Son iki gidişimizde ise sahilden içeride rakamsal olarak uygun konfor olarak daha iyi otel ayarladık. Eğer arabadan sahile yürümekten ve yanınızdakileri taşımaktan üşenmezseniz sahilde ortalama bir otele yüksek rakam vermek yerine sahile yakın daha iyi bir otelde kalmanızı tavsiye ederiz. Kaldığımız oteller ile ilgili detayları aşağıda bulabilirsiniz.

İnce bir kumla kaplı sahil ve denk gelirse masmavi deniz ilk görüşte inanılmaz bir güzellik sunuyor. Eğer dalgasız sakin bir döneme denk geldiyseniz kaldığınız dönemde denize ve sahile bayılacağınızı garanti ediyoruz. Akşam gün batımınıda sahilde geçirmenizi mutlaka öneririz. Meksika körfezi üzerinde batan güneş inanılmaz güzel bir manzara sunuyor.
Akşamlarımızı ve öğlen aralarını City Pier Park’da değerlendirdik. City Pier Park’da bir çok restoran, kafe, çeşitli alış-veriş mağazaları var. Akşamları çok kalabalık oluyor. Ayrıca çocuklar için de eğlence parkı yapmışlar. Akşam ve öğle yemeği için çok fazla seçenek var. Kilwin’den dondurma yemenizi tavsiye ederiz. Kilwin’s ana cadde üzerinde denize doğru sol tarafta kalıyor.

Gittiğimiz restoran ve kafeler:

Hofbrau Beer Garden: Alman restoranı. Biraları gayet güzel. Bir kez öğlen yemeği yedik, bir kez de akşam yemeği yedik. Akşamları canlı müzik oluyor.

Back Porch Seafood House: Akşam yemeğimizi yedik. Mekan güzel ve yemekler de iyiydi. İki ana yemek ve iki alkollü içeceğe 50 dolar ödedik.

Kaldığımız Oteller hakkında düşüncelerimiz:

Country Inn & Suites: 4 Temmuz tatiline gelen hafta sonunda 2 gecesi oda ve kahvaltı 297 dolara kaldık. Bu dönemde maalesef uygun otel bulmak her zaman zor oluyor. Otel temiz ve rahattı. Ücretsiz otopark ve kablosuz internet servisleri var. (Temmuz 2011)

Comfort Suites: Mayıs ayında “Memorial day” tatilinde 2 gecesi oda ve kahvaltı 335 dolara kaldık. Ücertsiz otoparkı ve kablosuz internet var. Oda geniş, temiz ve rahattı. Lokasyon olarak denize ulaşımı araba ile yaklaşık 4-5 dakika kadar sürüyor. Akşamları bu bölgeden Pier park’a gidecekseniz sahil tarafından giden yolu kullanmayın çünkü trafik çok yoğun oluyor. Arka yol her zaman çok daha rahat. (Mayıs 2011)

Palmetto Inn: Ağustos 2009 yılında 2 gece kaldık. Gecesi oda fiyatı 135 dolara kaldık. Otelin en büyük artısı sahilde olmasıydı. Ücretsiz otopark ve kablosuz internet servisleri var. Odalar fena değil ancak çok temiz olduğunu söyleyemeyiz.

www.facebook.com/pages/AyferOnur-Seyahatnamesi/

Posted by ayferonur 15:38 Archived in USA Tagged living_abroad Comments (0)

Savannah

sunny 10 °C

Savannah’a 2010 yılında Jacksonville’den Atlanta’ya dönerken uğramış ve öğlen yemeğimizi yemiştik. Havanın çok soğuk olmasından dolayı şehri dolaşamamış ve havalar ısınmaya başladığında tekrar geliriz diyerek ilerki bir tarihe bırakmıştık. Daha sonraki bir buçuk yılda bir türlü fırsat bulup gidemedik. Eşimin ablasının da bizi ziyarete gelmesini fırsat bilip 2011’in Ekim ayında cadılar bayramının olduğu hafta sonu Savannah’a gittik. Araba ile Atlanta’dan yaklaşık 4 saat kadar sürüyor.

Savannah 1733 yılında kurulmuş ve Georgia eyaletinin en eski şehridir. Kuruluş amacı İspanyolların egemenliğindeki Florida ile arada koruma sağlaması ve tampon bölge olmasıymış. Şehir Savannah nehrinin Atlantik okyanusu ile birleşmesine yakın bir bölgeye kurulmuş.
Öğlen saatlerinde Savannah’a varıyoruz. İlk işimiz turizm ofisine uğrayıp bilgi almak oluyor. Daha sonra arabamızı otoparka bırakıp şehri gezdiren otobüslere biniyoruz. Kişi başı 22 dolar olan turu biraz pazarlık ile 3 kişi toplam 55 dolara anlaşıyoruz ayrıca Pazar günü de istersek otobüsleri kullanabieceğimizi söylüyorlar. Bu turları kesinlikle tavsiye ederiz; çünkü şehrin genel yapısı, tarihi ve detaylarını öğrenme fırsatı yakalayıp daha detaylı görülecek yerleri de belirleyebiliyorsunuz. Bu turu alınca araba için otopark ücreti ödemiyorsunuz. Şehir özellikle pamuk ticaretinde çok önemli bir yer teşkil etmiş ve çok zenginleşmiş. Pamuk borsa binasını Savannah nehri kıyısında görebilirsiniz. Şehrin tarihi bölgeleri çok iyi korunmuş ve tarihi 22 adet meydan var. Meydanların bazıları büyük bazıları küçük ve her birinde birbirinden farklı heykeller var. Şehrin tarihi merkezinin etrafını dolaştıkça çok güzel sokaklara girip çıkıyoruz. Güneye özgü geniş balkonlu büyük evler şehrin bir zamanlarki zenginliğini gösteriyor. Bu bölgelerdeki bir çok ev “bed and breakfast” haline dönüştürülmüş.

IMG_7496.jpg

Akşamları hayalet turları var. Biz katılmadık ancak değişik bir deneyim olabilir. Savannah bir çok filme ev sahipliği yapmış. Bu filmlerin çekildiği yerler için de ayrıca turlar var. Savannah nehri üzerinde yapılan turlara da katılınabilir. Nehrin kıyısındaki “River sokağı” üzerinde restoranlar, kafeler ve barlar var. Yemek için bu bölgeden seçim yapılabilir. Ellis meydanı civarında trafiğe kapalı bölümlerde hem hediyelik eşya alabilirsiniz hem de yemek için alternatif yerler deneyebilirisniz.

IMG_7493.jpg

Biz bu gezimizde yemek konusunda yeni deneyimler yaşamak yerine bilinen Amerika’da zincir olan restoran ve kafeleri tercih ettik. Cumartesi akşam yemeğimizi Outback SteakHouse ve pazar öğlen yemeğini Panera Bread’de yedik. Akşam yemeği için 3 ana yemek tabağı ve bir biraya 50 dolar, öğlen yemeğinde ise 3 yarım çorba ile 3 yarım sandöviç için 25 dolar hesap ödedik. (30 Ekim 2011)

Savannah’a yolu düşüp dondurma tutkunu olanlar için mutlaka “Leopold’s Ice Cream’e” uğramalarını tavsiye ediyoruz. 1919 yılında kurulmuş olan dondurmacı aynı aile tarafından işletiliyor ve gerçekten dondurmaları çok güzel. http://www.leopoldsicecream.com/about/history/

Biz Savannah ve yakın civarında oteller dolu olduğu için yer ayarlayamadık. Cadılar bayramı olduğundan ve son dakika gitmeye karar verince otel bulma konusunda sorun yaşadık.”Priceline” vasıtası ile Hilton Head Island’da (South Carolina) gecesi oda fiyatı 100 dolara “Westin Hilton Head Island Resort & Spa” oteli ayarladık. Otel, Savannah’a 40 dakika kadar uzaklıkta. Bu vesile ile bu bölgeyi de dolaşma imkanı bulduk. Deniz tatili ve golf severler için kesinlikle tavsiye ediyoruz.

Savannah’da eğer denize girmeyi düşünürseniz “Tybee” adasına gidebilirsiniz. Bizim gittiğimizde deniz sezonu olmadığı için canlılık yoktu ancak bir çok otel ve yazlık evler var. Yazın mutlaka çok kalabalık oluyordur. Denizinin ise çok güzel olmadığını duyduk. Adadaki “Tybee Island Light Station” güney Atlantik kıyısındaki ilk deniz feneri.

Savannah’a çok sıcak dönemde gidecek olursanız ve böceklerle aranız iyi değilse; “palmetto bugs” adı verilen bizim bildiğimiz hamam böcekleri konusunda uyaralım. Georgia eyaletinin bir çok bölgesinde sorun olan bu böcekler maalesef çok sıcaklarda burada da mevcut.

www.facebook.com/pages/AyferOnur-Seyahatnamesi/

Posted by ayferonur 14:31 Archived in USA Tagged living_abroad Comments (0)

(Entries 21 - 25 of 58) « Page 1 2 3 4 [5] 6 7 8 9 10 .. »