A Travellerspoint blog

Seul

overcast 27 °C

Kore Havayolları ile New York’dan 14 saatlik uçuş ile Seul’a geldik. Hostesler ve görevliler ilgili ve yardımcıydılar, servisleri iyiydi. Bizden vize istemeyen bir ülkeye gelmenin rahatlığı ile pasaport işlemlerimizi yaptırıp, 24 günlük Uzak Doğu seyahatimizin ilk durağına başlamış olduk. Dünyanın bu tarafına ilk kez gelmenin verdiği bir heyecan var. Aslında yaz döneminin Uzak Doğu seyahati planlamak için iyi bir dönem olmadığını bile bile zaman sorunundan seyahatimizi ertelemek istemedik. Tabi ki seyahatimize şiddetli bir yağmur ile başladık ama yine de her şartta planımızdan ödün vermemeye kararlıydık.

Ağustos 2011 Döviz Kuru : $1= 1030 Won

IMG_3272.jpg

İlk dikkatimizi çekenler : İnsanlar çok yardımsever, saygılılar, genelde göz temasından kaçınıyorlar. Saygılı olmalarına rağmen nedense kuyruklarda bizdeki gibi kaynak yapmayı seviyorlar ve çaktırmadan araya giriyorlar. Sokaklarda ara sıra ağır kanalizasyon kokusu oluyor, özellikle yağmurlardan sonra daha da ağırlaşıyor. Akşamları genelde bütün dolaştığımız yerler çok kalabalık ve güvenliydi. (Yaz olduğu için mi bilemiyoruz). Bir çok yer gece 11’e kadar açık. Bankalar saat 4’e kadar açık. Döviz büroları gözden kaçabiliyor. Turizm Bilgi merkezlerinden döviz büroları için tarif isteyebilirsiniz. Metro ağı geniş ve gayet güvenli. Alkol tüketimi çok fazla, gece bol bol sarhoş görüyorsunuz. Biraz sapıtanlar da olmuyor değil. Kafe zincirleri çok geniş. Gezilecek hemen hemen her yer akşam daha hareketli ve göze güzel geliyor. Çekinik gibi dursalar da bol bol fotoğraf çektirmek istiyenler oluyor. Benzemesek de bazıları Amerikalı olduğumuzu düşündü, Türküz dediğimizde daha çok ilgilendiler.

IMG_3375.jpgl

Ulaşım :

Metro ile ulaşım hem kolay hem de güvenli. Metro hatları renkler ve numaralar ile belirtilmiş olduğu için yön ve yol bulmak kolay. Dikkat etmeniz gereken tek husus; metroların bazılarında 14-15 kadar giriş ve çıkış var. Hangi çıkışın nereye gideceği metro içinde tablolarda yazıyor. Eğer çıktığınız yerden geri dönecekseniz, çıkış numaranızı unutmayın. Sorun olsa da görevliler inanılmaz derecede yardımcı oluyor, rahatlıkla yardım isteyebilirsiniz. (www.seoulmetro.co.kr)
Biz metro kartı satın aldık. 3000 won deposit veriliyor (500 won geri ödeniyor dense de alamama olasılığınız yüksek). Metro kart ile normalden biraz daha ucuza seyahat ediyorsunuz ayrıca metrolarda bilet kuyruğuna girmediğiniz için zaman kazanıyorsunuz. Uzun sure kalanlar için kesinlikle çok avantajlı.

Taksiler 2400 won ile açılıyor. Bir kez taksiyi kullandık, yaklaşık 5-6 dakikalık yola 2600 won ödedik.

Incheon Havaalanı: Pasaport işlemlerinin olduğu bölüm çok kalabalıktı, ayrıca girmiş olduğumuz sırayı gümrük polislerine göre doğru bir şekilde düzenlemedikleri için epey bekledik. Gümrük işlemlerinin çok hızlı olduğunu okumuştuk ama şansımıza uzun sürdü. Geliş bölümünün olduğu katta kafeler, restoranlar, döviz bürosu ve turist bilgi danışma var. Uçağımız çok erken indiği için bir çok kafeterya ve restoran kapalıydı. Caffe Pasuca’da kahve içip yanımızdakiler ile kahvaltımızı yaptık. Bir kahve 3800 won. Servisleri çok ağır.
Havaalanında bir miktar para bozdurduk. 1 dolara karşılık 1031 won aldık. Havalanından KAL otobüsleri ile şehir içine gidebilirsiniz. Kişi başı 15000 won. Yaklaşık 1 saat sürüyor. Havaalanından, Seul merkez istasyonuna hızlı tren var. 05:00-24:00 arası çalışıyor. (www.arex.or.kr)

Gimpo Havaalanı: Şehre metro ile kolaylıkla ulaşabilirsiniz. Metro transit kart ile 1200 won tutuyor. Biz Pekin’e Gimpo havaalanından gittik. Pasaport işlemleri ve güvenlik kontrolu hızlı ve sorunsuz idi. Havaalanında öğlen yemeğimizi Café de Specialtea’s de yedik.

Gezilecek Yerler:

İnsa-dong Bölgesi: Bizim otelimize yürüyerek 10 dakika mesafedeydi. Beyoğlu tarzı trafiğe yarı kapalı bir cadde. Kafeteryalar, restoranlar, hediyelik alış-veriş mağazaları var. Akşam üzeri iyice canlanıyor, saat gece 11’den sonra sakinleşiyor. Metro ile giderseniz 3 numaralı hattı alacaksınız ve Anguk istasyonunda ineceksiniz.

Cheongdam Bölgesi: Lüks mağaza, restoranlar, kafeteryalar, barlar ve gece eğlencesinin yanında iş merkezlerinin de fazlaca olduğu bir bölge. Cheongdam istasyonunda ineceksiniz (metro 7 numaralı hat). Yanlış hatırlamıyorsak istasyondan çıktıktan sonra epey yürüdük.

Samcheong-dong Bölgesi: Biz bu bölgeyi çok beğendik. Kafeteryaları, restoranları, ufak tefek butikleri ile çok canlı bir bölge. Konum olarak Gyeongbokgung Sarayı ile Changdeokgung Sarayı arasında kalıyor. Metro ile 3 numaralı hattı kullanabilirsiniz. İstasyon olarak Anguk ile Gyeongbokgung arasında kalıyor.

IMG_3558.jpg

Myeong-dong Bölgesi: Trafiğe kapalı bir cadde. Bizim İstiklal caddesinin ufağı gibi diyebiliriz. Kafeler, restoranlar, alış-veriş merkezleri, mağazalar, hediyelik eşya satanlar, sokakta yiyecek satanlar ile dolu çok canlı bir cadde.
(Metro 4 numaralı hat – Myeong-dong istasyonu)

Itaewon Bölgesi: Bu bölgede Amerikan üssü varmış. Bu yüzden çok fazla batı tarzı kafeterya, bar ve restoranlar var. Hediyelik eşya dükkanları, çeşitli mağazalar bulabilirsiniz. Akşam daha kalabalık oluyormuş. Biz gündüz gittik, akşam da gidip görmeyi düşünmedik. Dolaşırken Türk kebapçısına rastladık ve öğle yemeğimizi ‘Mr. Kebap’ da yedik. Hem çalışan arkadaşlarla hem de mekanın sahibi ile biraz sohbet ettikten sonra yolumuza devam ettik.
(Metro 6 numaralı hat – Itaewon istasyonu)
DSC00710.jpg

Gyeongbokgung Sarayı: Giriş 3000 won ve ingilizce rehber ile dolaşabiliyorsunuz. İngilizce tur saatlerine önceden bakıp giderseniz saray gezisini daha verimli yapabilirsiniz. Saray gerçekten çok etkileyici, fakat saray 1592-1598 Japon istilası esnasında maalesef yıkılıp, yakılmış. 1868 yılında saray tekrar inşa edilmiş ancak 1910 Japon istilasında sarayın büyük bölümü yine yıkılmış. Yanlış hatırlamıyorsak sadece kütüphane sağlam kalmış. Bir çok yapı restorasyondan geçerek şu anki konumuna getirilmiş. Her saat başı olan nöbet değişimi yağmur sebebiyle yapılamadı ve biz göremedik. Nöbetçileri renkli kıyafetlerı ile her daim görebiliyorsunuz.
Sarayın web sayfası http://www.royalpalace.go.kr/html/eng/main/sitemap.jsp
(Metro 3 numaralı hat – Gyeongbokgung istasyonu)
IMG_3100.jpg
DSC00660.jpg
DSC00634.jpg

Changdeokgung Sarayı ve Gizli Bahçe: Sarayın girişi 3000 won, gizli bahçenim girişi ise 5000 won. Her ikisininde gezilmesini kesinlikle tavsiye ediyoruz. Saat 10:30 da Saray için İngilizce tur var ve devamında saat 11:30 da Gizli Bahçe için tura katılabilirsiniz. Sarayın neredeyse tümü 1910 – 1945 Japon istilası esnasında yakılmış. Kore hükümeti orjinaline bağlı kalarak tekrar inşa etmiş. Bazı binalar, 2002 Dünya Futbol şampıyonası döneminde tekrar boyanmış. Sarayın web sayfası http://eng.cdg.go.kr/main/main.htm
(Metro 3 numaralı hat – Anguk istasyonu)

Seul Kulesi: Kulenin olduğu Namsan parkına çıkış için farklı yollar var ancak biz teleferik ile çıkmayı tercih ettik. Teleferik gidiş-geliş 7500 won ve kuleye çıkış bir kişi 9000 won. Hafta sonu olursa 12000 won. En son teleferik gece saat 11’de. Kule biletini Namsan Parkına çıktıktan sonra alıyorsunuz. Kuleye akşam üzeri çıkmanızı tavsiye ederiz. Hem gündüzünü, hem gün batımını, hem de gecesini görebilirsiniz. Kuleden, Seul manzarası gerçekten çok güzel. Yukarıda camların arkasında olduğunuz için çok güzel fotoğraflar çekilemiyor. Kuleye çıkmadan once aşağıda fotoğrafınızı çekiyorlar. Yukarıda 1 büyük ve 1 küçük fotoğrafı 12000 won’a satıyorlar. Hafta içi gittiğimiz halde çok kalabalıktı. Kuleden ve teleferikten inişte çok sıra oluyor. Myeong-dong istasyonundan yürüyerek Namsan parkına çıkan teleferiğin olduğu yere gidebılirsiniz.
(Metro 4 numaralı hat – Myeong-dong istasyonu)
IMG_3252.jpg

National Museum Of Korea: Müzeye giriş ücretsiz ve müze Pazartesi günleri kapalı. Müze hakkında detaylı bilgi almak isterseniz İngilizce ‘PDA’ 3000 won’a kiralayabilirsiniz. Müze 3 kattan oluşuyor. En az 3-4 saat harcanabilecek bir müze. Özellikle tarih ve arkeolojiye meraklılar için uğranması gereken bir müze diye düşünüyoruz.
(Metro 4 numaralı hat – İchon istasyonu)

Noryangjin Balık Market: Büyük bir deniz ürünleri marketi. Alt katta canlı ve cansız her türlü balık, deniz ürünü satılıyor. Alt kattan aldığınızı üst kattaki restoranlara götürüp pişittirebiliyorsunuz. Biz büyük bir heves ile taze balığımızı yeriz diye düşünerek gittik ancak marketi gördükten sonra düşüncemizden vazgeçtik. Markette herhangi bir sorun yok da balıkları nasıl öldürdüklerini görünce bütün iştahımız ve hevesimiz kaçtı.
(Metro 1 veya 9 numaralı hat – Noryangjin istasyonu) Metrodan inince balık marketine doğru levhalar var, sorunca da gösteriyorlar.

Namdaemun Marketi: Myeong-dong bölgesinden yürüyerek ulaşabilirsiniz. Bize İstanbul’daki Salı pazarını hatta Mahmutpaşa yı hatırlattı. Pazarlık yapmayı unutmayın.
(Metro 4 numaralı hat – Hoehyeon istasyonu)

Sınır gezisi: Biz fırsat bulup gidemedik. Otellerden turlar düzenleniyor. DMZ (Demilitarızed Zone) turları olarak bakabilirsiniz. Bizim otelden aldığımız broşürdeki turizm firmasının web sayfası www.cosmojin.com.

Han Nehir Turu: Hava şansımıza çok iyi olmadığı için biz nehir gezisi yapamadık.

Gittiğimiz restoran ve kafeler :

Seul’de açıkcası adam gibi bir yerde oturup yemek yemedik. Zamanımız kısıtlı olduğu için otelde kahvaltımızı yaptıktan sonra hemen yollara düşüyorduk. Nerede yemek yiyebiliriz diye fazla araştırmadan bildiğimiz kafe zincirlerini ve yanımızda getirdiğimiz atıştırmalıklarla idare ettik. Sokak satıcıları her yerde var, Samcheong-dong ve Cheongdam bölgesi yemek bakımından ideal. Özellikle Samcheong-dong bölgesini çok beğendik, fakat Seul’den ayrılmadan bir gün önce restoran-kafelerin olduğu bu bölgeyi bulabildik.
Starbucks: Hemen hemen her yerde var. Çay, kahve 3600 won. Sandöviç ve atıştırmalık alternatifleri fazlaydı.

Mr. Kebap: Itaewon Bölgesi’ndeki Türk kebapçısının döneri lezzetliydi. Kendilerine buradan tekrar teşekkür ediyoruz.
2 ekmek arası döner ve 2 içecek 15000 won.

Café de Specialtea’s: Yeri Gimpo Havaalanında. Yemek ve kahve menüsü 11500 won ve yemek ile kahve gayet güzeldi. Su 2500 won, Soda 4000 won, pastalar 5000 won.

Kore biraları : Cass marka bira içtik. İçimi rahat güzel bir bira.

Kaldığımız Doulus hotel hakkındaki düşüncelerimiz :

Gecesi kahvaltı ve vergi dahil iki kişi 105 dolar ödedik. (www.douloshotel.com)

Kötü tarafları : Odalar gerçekten çok küçük biz ufak tefek olduğumuz halde 2 tane sırt çantası ile odada dönecek yer bulamadık. Banyosu biraz eskiydi.

İyi tarafları : Personeli çok ilgili ve saygılı. Sabah kahvaltıları gayet doyurucu ve güzeldi. Otelin yeri biraz ters gibi dursa da hem güvenli hem de otobüs ve metroya çok yakın. Incheon havalanından 6002 nolu otobüs otelin yakınındaki durağa geliyor. Gimpo havaalanından da metro ile rahatlıkla ulaşım sağlanabilir.

Fotoğraf albümü için linki tıklayabilirsiniz. Seul Fotoğraflarımız

www.facebook.com/pages/AyferOnur-Seyahatnamesi

Tavsiyeler :

  • Havalanından turizm bilgi bürosundan çok detaylı Kore, Seul tanıtım kitapçıkları ve Seul metro haritası temin edebilirsiniz.
  • Gittiğiniz döneme göre yağmurluk götürmenizde fayda var.
  • Gündüz sarayları gezin akşam ise gezilecek görülecek diğer yerleri dolaşın.
  • Gittiğiniz döneme göre yanınızda sivrisinek kovucunuz ve ısırık sonrası için krem bulunsun.

Posted by ayferonur 18:59 Archived in South Korea Comments (0)

Xi'an

overcast 30 °C

Eski başkent Xi’an, İpek Yolu’nun Çin tarafındaki başlangıç noktası. Kalabalık bir şehir, nüfusu yaklaşık 3 milyon civarıymış.

Pekin’den 19:30’da kalkan trenimiz sabah saat 8:00 civarında Xi’an şehrine geldi. Yolculuğumuz ile ilgili detayları ayrı bir başlıkta yazdık. Tren yolculuğunda edindiğimiz tecrübeleri “Çin’de Tren Yolculuğu” adlı yazımızda okuyabilirsiniz. Geldiğimiz günün akşamı yine tren ile Şangay’a geçeceğiz. Xi’an şehrinde sadece günü birlik bulunuyoruz ve hedefimiz “Terracotta Askerleri’ni” ziyaret etmek. Tren istasyonundan çıkınca bavulumuzu ve sırt çantamızı tren istasyonunun emanetine bıraktık. Tek parça bavul günü birlik 5 Yuan. Tren istasyonunu arkanıza aldığınız zaman sola doğru ilerlerseniz Terracotta Askerleri’nin olduğu bölgeye giden minibüs ve otobüsleri (306 numaralı otobüs) bulabilirsiniz. Otobüsün ve minibüslerin üzerinde “Terracotta” tabelasını göreceksiniz. Minibüs, otobüs fiyatı da tek yön bir kişi 7 Yuan. Yol yaklaşık 1 saat kadar sürüyor.
IMG_4750.jpg

Giderken otobandan gidiyoruz. Otobüs, dönüş yolunda otobandan çıkıp daha erken şehir içine giriyor; böylece biraz da olsa şehri görme imkanımız oluyor. Sokaklar Pekin ile karşılaştırdığımızda bize çok daha pis, bakımsız geldi. Alış-veriş merkezleri Pekin kadar olmasa da iyi. Batıdan aklınıza gelebilecek her mağaza var. Mağazalar dolu, alış-veriş yapan yerli halk çok fazla. Neredeyse bütün restoran ve kafeler hep dolu. Biz nedense buralara gelmeden önce daha fakirler diye düşünüyorduk ancak gözlemlediğimiz kadarıyla bazı iş dallarındaki insanlar iyi kazanıyorlar ki rahatça da harcayabiliyorlar. Komünizm var ama kapitalizm kanatlarının altına almış Çin’i. Bu arada karşılaştırırken tabi ki yaklaşık 1,5 milyarlık bir nüfusun ne kadarı belli bir ortalamanın üzerinde yaşıyor diye düşünmek gerekiyor. Polisler ve devlet memurlarında komünizmden kaynaklanan despot duruşları hissedebiliyorsunuz. Çin’e geldiğimizden bu yana, bizi şaşırtan düzensiz trafikte, ilk kez kaza yapmış iki araba gördük. Onlar bir şekilde böyle kurallara uymadan yaşamaya alışmışlar galiba. İstanbul’daki trafik bile buranın yanında düzenli kalır diye düşünmeden edemedik.

Tren istasyonunu arkanıza alıp önünüzdeki büyük caddede 10 dakika kadar yürürseniz sağda ve solda iki büyük alış-veriş merkezi göreceksiniz. Pekin veya Şangay’daki gibi ultra olmadıklarını belirtelim. Ayrıca sol tarafta bir tane Starbucks var. İstasyon civarında ve bu cadde üzerinde Mc Donalds, KFC ve lokal restoranlar bulabilirsiniz. Starbucks’da kahve 20 Yuan, tunalı börek 16 Yuan, karidesli sandöviç 24 Yuan. İçecek harici yiyecek yönünden de çeşitleri fena değildi.
IMG_4765.jpg


Terracotta Askerleri:

IMG_4643.jpg

Giriş 110 Yuan, eğer elektronik rehberlik hizmeti alırsanız bedeli 40 Yuan ve 200 Yuan depozit alıyorlar. 3 saatlik bir zaman gezmek icin yeterli olacaktır. Yaklaşık 2200 yıl önce yapılmış olan mezar (Terracotta Askerleri) inanılmaz etkileyici. Yapımı 38 yıl sürmüş, 3 tane galeri açılmış ve turistler bu galerileri dolaşabiliyor. En etkileyici galeri ise yaklaşık 6000 askeri barındaran bir numaralı en büyük galeri. Bu galeride yaklaşık 6000 kilden yapılmış (pişmiş toprak) savaşcı var. Hafızalarımızdaki meşhur fotoğrafların olduğu galeri bu büyük galeri. Buradaki askerlerin her birinin yüzü birbirinden farklı. Bütün galerilerde halen çalışmalar devam ediyor. Bu arada mezarları yaptıran kralın “Qin Shihuang” kendi mezarı da çok yakında ve henüz açılmamış. İnternetten daha detaylı bilgilere rahatça ulaşabilirsiniz. Bize göre kesinlikle seyahat planınızı buraya gelmek üzere yapın. Müzenin alış-veriş bölümünde 1974 yılında burayı bulan çiftçiyi de gördük. Kendisi para karşılığı fotoğraf çektiriyor ve imzaladığı bir de kitabı var. Ana kapıdan çıktıktan sonra alış-veriş mağazaları, hediyelik eşya satanlar, kafe ve restoranlar var.
IMG_4645.jpgIMG_4723.jpg
IMG_4619.jpg
IMG_4583.jpg

Terarcotta Askerleri ve Kral Qin Shihuang’ın mezarı 1987 yılında UNESCO Dünya Kültür Miras listesine alınmış.

Xi’an’da kalmadığımız için maalesef şehrin diğer turistik bölgelerini görme imkanımız olmadı. En azından bir gece kalınıp etrafta başka turistik aktivitelere de katılanabilir. Şehir surları, Shanxi Tarih müzesi ve ilgisini çekenler için Büyük Cami ziyaret edilecek yerler arasında. Terracotta Askerleri’ne yakın bir bölgede ayrıca kaplıcalar var.

Fotoğraf albümü için linki tıklayabilirsiniz. Xi’an Fotoğraflarımız

www.facebook.com/pages/AyferOnur-Seyahatnamesi

Tavsiyeler :

  • Tren ile ayrılacaksanız, mutlaka treninizin kalkış saatinden 1-1,5 saat önce tren istasyonuna gelip güvenlik geçişini kontrol edin. Bizim olduğumuz dönemde tren istasyonu ve civarı tam bir kargaşa içindeydi.
  • Umumi tuvaletler çok pis, kesinlikle yanınızda tuvalet kağıdı ve ıslak mendil bulundurun.
  • Gençlerinden İngilizce bilenler var ama utangaç oldukları için konuşmak istemiyorlar.

www.facebook.com/pages/AyferOnur-Seyahatnamesi/

Posted by ayferonur 17:32 Archived in China Comments (0)

Siem Reap

overcast 30 °C

Tapınaklar şehri ve UNESCO tarafından Dünya Miras listesine alınan Angkor Wat’ı barındıran Siem Reap’a büyük heyecanla gittik. Geçirdiğimiz iki gün boyunca hem insanların sıcaklığından, saygısından hem çevrenin doğal güzelliginden hem de tapınakların şaheserliğinden inanılmaz etkilendik. Yoksulluğa, toza, sefilliğe rağmen bu şehirde ve çevresinde huzur bulduk.
IMG_6721.jpg

Kamboçya maalesef T.C. pasaportlulardan vize istiyor ama vize alımı kolay. İster internetten başvurabilirsiniz, isterseniz ülkeye girişte başvuru yapabilirsiniz. Kapıda zaman kaybetmek istemiyorsanız bizim gibi internetten başvuru yapmanızı tavsiye ederiz. Vize bedeli 25 dolar. Vizenizin iki adet çıktısını yanınızda götürmeyi unutmayın. Aracı firmalar da sizin adınıza başvuru yapabiliyor.

Havaalanı çok küçük, o yüzden girişimiz gayet kolay oldu. Otelin ücretsiz tuk-tuk servisi ile havaalanından otelimize geldik. Normalde de havaalanı-otel arası tuk-tuklar 2 dolara, taksi ise 7 dolara gidiyormuş.

Dönüşte havalanından çıkış işlemlerimiz de yaklaşık 10 dakika kadar sürdü. Güvenlikten geçtikten sonra kafe ve duty free var. Hediyelik eşyalar şehir içine göre daha pahalı. 5-6 tane bilgisayar ile internete ücretsiz kullanım imkanı sağlamışlar. Havaalanı tuvaletlerini temiz bulduğumuz ayrıntısını da belirtmeden geçmeyelim.

İlk dikkatimizi çekenler : İnsanların güler yüzlü ve saygılı olması. Ellerinden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyorlar. Tuk-tukçuların kibar ısrarları, binmezseniz ” tomorrow” ve alış-verişte bir şey almazsanız “How much you pay?” sorularına hazırlıklı olun. Her yerde pazarlık yapılması adetten. Yavaş yavaş gözleri açılmaya başlamış, ½ fiyata genelde iniyorlar. Ara sokaklar asfalt değil, yağmurda bütün her yer çamur içinde kalıyor. Şehir çok tozlu ve motor kullanımı çok yaygın o yüzden maskeli gezen fazla. Her yere tuk- tuklar ile ulaşılabiliyorsunuz. Burada tuk-tuklar motosiklet ile çekilen kabinler şeklinde. Ayaklara balık masajı çok yaygın. İçinde küçük balıkların olduğu akvaryuma ayaklarınızı sokup balıklara ölü derilerinizi yedirerek 1-2 dolara masaj yaptırıyorsunuz. Dolar hemen hemen her yerde geçiyor. Para üstü olarak Kamboçya rieli veriyorlar.

Ulaşım : En basit ve ucuz yol tuk-tuklar. Günlük 12-15 dolara kiralabiliyorsunuz veya gittiğiniz yere göre ödeme yapabilirsiniz. Tapınakları gezerken günlük kiralamak daha ekonomik, günlük kiralarken kesin saatleri ve gideceğiniz bölgeleri baştan konuşun. Genelde çalışma saatini 8 saat olarak hesaplıyorlar ve öğle arası veriyorlar. Yani sabah 8:00’de başlarlarsa akşam 5:00 gibi bitiriyorlar. Sabah gün doğumu veya akşam gün batımı için de kiralamak isterseniz ekstra 5 dolar istiyorlar. Kaldığınız yer aracılığıyla ayarlamak daha akıllıca böylece sizin adınıza onlar konuşmuş, pazarlık yapmış oluyor. Bizim kaldığımız otelin tuk-tukları olduğu için onlardan kiraladık ve bütün gün sular dahil 15 dolardı. Diğer yol bisiklet kiralamak ama yağmurların fazla olduğu dönemde tavsiye etmeyiz.

Gezilecek Yerler:

Siem Reap etrafındaki tapınaklar gezilecek önemli yerleri oluşturuyor.

Biletler günlük, 3 günlük ve haftalık şeklinde. Aldığınız bilet ile Siem Reap civarındaki bir çok tapınağı ziyaret edebiliyorsunuz. Biz 3 günlük bilet aldık ve fiyatı 40 dolar. Günlük bilet fiyatı 20 dolar. Bileti alırken fotoğrafınız çekiliyor ve biletlerin üstünde fotoğrafınız oluyor. O yüzden tapınakları gezerken biletinizin yanınızda olmasına dikkat edin. Tapınaklar hakkında bilginiz yok ve detaylı bilgi almak istiyorsanız iyi bir rehber ile gezmenizi tavsiye ederiz.

Angkor Wat : Unesco tarafından dünya miras listesine alınmış olan tapınak ile ilgili detay bilgileri internette bulabilirsiniz. Rehberimizin anlattıklarından hatırladığımız bazı bilgileri aktarırsak; Yapımında yaklaşık 1 milyon kişi çalışmış ve 37 yılda 1150 yılında bitirilmiş. Tapınak Hinduizm etkisinde Vishnu için yapılmış, daha sonraları Budist tapınağı olarak kullanılmış. Budizme geçildikten sonra 1000 adet Buda heykeli getirilmiş. Maalesef Buda heykellerinin bir çoğunun başları 1974-1979 iç savaşı esnasında kesilip satılmış. Tapınak duvarlarında toplam 1800 adet bayan işlemesi var ve bunlardan sadece bir tanesinde bayanın dişleri gözüküyor. 6 adet kütüphanesi var.
Tek kelime ile inanılmaz güzel bir tapınak. Bizim tavsiyemiz kesinlikle güneş doğuşunu izlemeye gidin. Gün doğumu için en güzel zaman 23-24 Şubat’mış. Güneş, gün doğumunun izlendiği bölgede direkt tapınağın arkasından doğuyormuş. Angkor Wat’da özellikle rehber eşliğinde gezdiğinizde 3-4 saat rahatlıkla harcarsınız.
IMG_6467.jpg
IMG_6638.jpg
IMG_6689.jpg

Angkor Thom: 1181 yılında yapılmış. 5 tane kapısı var. Bu şehir 1700’lerden sonra yasaklanmış. Bu yüzden doğanın etkisi ile şehir harap olmuş. Şehir kapısının girişleri çok etkileyici. Köprünün her iki tarafında 54 adet heykel var. Sağ taraftakiler Şeytan’ı ve şeytan kötülüğü, sol taraftakiler ise Tanrı’yı ve tanrı ise iyiliği simgeliyor. Angkor Thom civarında 1 milyon kişi yaşamış.
IMG_6763.jpg

Bayon: Bölgedeki en etkileyici tapınaklardan bir tanesi diyebiliriz. 54 adet kulesi var ve her kulede 4 adet yüz var. 54 kule, o dönemde Kamboçya krallığına ait 54 bölgeyi temsil ediyormuş. Günümüzde 54 kuleden sadece 37 tanesi ayakta kalabilmiş. 2 adet kütüphanesi var. Bayon tapınağındaki duvar çizimleri günlük hayatı, Çinlilerin Kamboçya’ya yardımı ve gölde olan savaşı anlatıyormuş.
IMG_6790.jpg
IMG_6867.jpg

Baphoun: Restorasyan çalışmaları dolayısı ile kapalıydı. 1049 yılında yapılmış. Bu tapınak ile ilgili gezi yorumlarında bir arkadaşımızın verdiği bilgiyi de paylaşmak istiyoruz. “1960'larda Angkor'da çalışan Fransız arkeologlar yapıyı güçlendirmek için taşları tek tek söküp numaralandırmışlar. Ancak Kızıl Khmerler döneminde taşların yerlerini belirten kayıtlar tahrip edilmiş. Geriye üzerinde numaralar yazılı taşlar kalmış. İşte herhangi bir plan olmadan bu taşları tekrar yerli yerine yerleştirmek gerektiği için bu tapınağın taşlarına dünyanın en büyük yapbozu denmiş. Bilgisayar programı yardımıyla çözülmeye çalışılmış ama başarı sağlanamamış.”

Ta Keo: 975 yılında yapımına başlanıyor, 1001 yılında yıldırım düştüğü için uğursuz olduğuna inanılıp yapımına devam etmiyorlar. Bu haliyle bile gayet güzel bir tapınak. Yanılmıyorsak 1-2 yıl önce bir Japon turist kayıp düşüyor ve hayatını kaybediyor.
IMG_6917.jpg

Ta Prohm: En etkileyici tapınaklardan bir tanesi. Yapımına 1186 yılında başlanıyor. Doğanın etkisini bu tapınakta net olarak görüyorsunuz. Ağaç köklerinin yapıları nasıl sardığını, taşları nasıl yerinden oynattığını tüm açıklığı ile bu tapınakta görebiliyorsunuz. “Tomb Raider” filminin bazı sahneleri bu tapınakta çekilmiş. Hala restorasyon çalışmaları devam ediyor.
IMG_6976.jpg
IMG_6957.jpg
IMG_6940.jpg

Banteay Srey: Angkor Wat’dan yaklaşık yarım saat mesafede daha küçük ama güzel bir tapınak. Pembe kum taşından yapıldığı için pembe renkler hakim. Bu tapınaktaki tüm taş işlemeleri çok büyük bir incelikle yapılmış ve bu yüzden turistlerin ilgisini çekiyormuş. Tapınağa girdikten sonra göletin sol tarafında köşeden güzel fotoğraf çekebilirsiniz. Göle tapınağın silüeti yansıyor ve mükemmel bir panorama yakalanabiliyor.
IMG_7002.jpg
IMG_7053.jpg

Yüzen Market (Chong Kneas): Açıkcası Siem Reap’da yüzen markete gitmek; mutlaka yapılacaklar listesinde olmayabilir. Tayland’da gitmeye vaktimiz olmadığından sadece fotoğraflarını gördüğümüz yüzen market tarzında bir yer beklentisi ile gittik. Yüzen market için botların kalktığı yere tuk-tuk ile ulaştık. Bot fiyatı gidiş-geliş kişi başı 15 dolar. Öncelikle tekne ile “Tonle Sap” gölünün nehir ile buluştuğu yere kadar gidip az önce yanından geçtiğimiz başka bir tekneye yanaştık. Yanaştığımız bu tekne turistik alış-veriş içindi. Etrafta bir çok tekne var ve insanlar bu tekneleri ev olarak kullanıyorlar. Burada nehirde yaşayanların çoğu Vietnamlıymış ve Kamboçyalılar burada yaşayanlardan pek hoşlanmıyormış. Tekne ile giderken yanımıza süratle daha küçük bir tekne yanaştı ve içinden bizim gitmekte olan teknemize 10 yaşlarında bir çocuk atladı. İçecek satıyormuş, sattığı içeceklerden almadan olmuyor tabi ki.

Siem Reap ile yüzen markete gidiş limanı arasındaki yolda özellikle nehrin kıyısındaki evleri, pirinç tarlalarını, lotus bahçelerini görmek etkileyiciydi. Gece yağan yoğun yağmurdan dolayı nehir taşmış ve bir çok evi su basmıştı. Çocuklar bu sel sularının içinde yüzüyor, oyunlar oynuyorlardı. Herkes suları evlerden temizlemeye çalışıyor, kimileri evlerine su girmesin diye barikat kurmaya çalışıyordu. Bu olumsuz şartlara rağmen insanlar mutlu, bir şey sorduğunuzda size yardımcı olmaya çalışıyorlar ve güler yüzlüler. Anlatmak inanır mısınız çok zor, gidip görmek ve yaşamak lazım.
Dönüş yolunda Lotus bahçesi kenarında fotoğraf çekmek için durduk. Lotus çiçeği hakkında bilgi aldık. Ayrıca meyvesi bizdeki taze badem gibi ve çok lezzetliydi.

Dönüş yolunda rehberimizin tavsiyesi ile engelli ve yetim çocukların taş ve ağaç oyma, boyama ve resim atölyelerinin olduğu bir merkeze gittik. Bu atölyeler Kamboçya devleti tarafından destekleniyormuş. Atölyelerdeki eğitimler yaklaşık 6 ay sürüyormuş. Eğitimlerini tamamlayan ve başarılı olan öğrenciler özellikle tapınakların restorasyanlarında çalışıyorlarmış. Öğrenciler tarafından yapılmış eserler ayrıca satılıyor.

Süreç olarak biz ilk gün öğleden sonra Angkor Wat’a gittik. İkinci gün Angkor Wat’ta gün doğumu izlemeye, Angkor Thom, Bayon, Ta Prohm ve Banteay Srey’e gittik. Üçüncü gün ise sabah yüzen market ve el-işi atölyelerini gezdik. Ekstra 1 günümüz veya sabahımız olsaydı, Angkor Wat civarındaki 1-2 tapınağa daha gidebilirdik.

Kamboçya bizi çok etkiledi ve tekrar gidip göremediğimiz yerleri dolaşmayı planlıyoruz.

Kamboçya biraları : Angkor (içimi hafif, güzel bir bira )

Gittiğimiz restoran, kafe ve marketler :

Siem Reap’da Starbucks benzeri bildik kahve zincirleri yok. Sadece KFC dikkatimizi çekti. Lokal kahvelerini beğenmedik.
Kaldığımız oteli oda-kahvaltı şeklinde ayarladığımızdan sabahları otelimizde kahvaltı ettik.

Happy Herb Pizza (28-Ağustos-2011) : Kesinlikle tavsiye etmeyiz. Okuduğumuz gezi bloglarından birinde tavsiye eden arkadaşa istinaden denedik ama hiç mennun kalmadık. Aslında yeri gördüğümüzde pek aklımıza yatmadı ama arkadaşın hayatımda yediğim en güzel pizzaydı yazısı karşısında ön yargılı davranmayıp denemeden çıkmamak lazım diye düşündük. Emin olamadığımız için de sadece bir orta boy pizza söyledik ve ekşi peynirli az pişmiş bir pizza karşımıza geldi. İlk dilimleri denedikten sonra çıktık. Orta boy pizza 6 dolar, gazlı içecekler ve yerel bira 1 dolar.

Blue Pumpkin Café : Kahveleri kötü, hamur işleri güzel. Her türlü sıcak-soğuk içecek, sandöviç, yemek çeşitleri, tatlıları ve dondurma çeşitleri de var. Rakamlar makul, hafif atıştırmak ve midesini bozmak istemeyenler için ideal. Yeri barlar sokağının hemen yan tarafındaki “Pı Thnu” sokağında.

Le Tigre De Pier (29-Ağustos-2011): Pizzaları güzel, en azından yenilebilir. Zaten mekan diğer yerlere göre daha kalabalıktı ona istinaden denedik. Pizza fiyatları içeriğine göre değişiyor örneğin fungi orta boy pizza 5.75 dolar. Büyük boy Angkor bira 3 dolar. Pizzacının olduğu sokak Siem Reap şehrinin “Pub Street” denilen sokağında. Bu sokakda sağlı sollu restoran ve kafeler var.

Marketler: Özellikle yiyecek anlamında sorun olursa marketlerde ekmek, peynir, kraker,meyve kısaca her şey var. Biz Angkor Market’den alış-veriş yaptık. “Angkor Market”, Sivatha caddesi üzerinde (kuzey yönünde) De La Paix oteli geçtikten sonra ileride sol tarafta kalıyor.

Kaldığımız Angkor Pearl hotel hakkındaki düşüncelerimiz :

Gecesi kahvaltı dahil iki kişi 28 dolar ödedik.

Kötü tarafları : Yeri büyük otellerin olduğu bölgede değil, ama bize göre olumlu yanlarının yanında çokta önemli değildi. Personelinin bir kısmının İngilizcesi iyi değil. Odada telefon ve saat yok. Sabah uyandırma almak istiyorsanız lobiden rica ediyorsunuz. Sabah gelip kapınızı tıklatıyorlar, maalesef bir sabah uyandırmayı unuttular. Ama bir gün önce sorun yaşamadık. Buffet kahvaltı dahildi ama buffet yerine menuler vardı ve birini seçiyordunuz. Omlet harici bizim damak tadımıza uyacak bir şey yoktu. Ama dışarıda da zaten başka alternatif yok.

İyi tarafları : Personeli çok güler yüzlü ve ilgili. Odalar geniş, temiz, açıkcası ödediğimiz rakama göre çok daha kaliteli bulduk. Odalarda mini buzdolabı, emanet kutusu , klima ve ücretsiz wi-fi var. Girişte genel kullanım için bilgisayarlar var. Erken check-in yaptırabildik ve ekstra bir ücret ödemedik, belki yüksek sezonda alıyor olabilirler. Otel, bar caddesine ve gece marketine 10 dakika yürüme mesafesinde. Kendilerine ait tuk-tukları ve havaalanına ücretsiz servisleri var. İsterseniz tur rehberi ayarlıyorlar, günlüğü 20 dolar. Bize ayarladıkları rehberimiz “DOSS SARDUN” ve tuk-tuk şöförümüz çok iyiydi. Rehberimiz hem gezdiğimiz bölgeler hem Budizm-Hinduizm arasındaki farklar hem de Kamboçya’daki yaşam, aile yapısı hakkında detaylı bilgi verdi. Rehberimizin email adresi (ddoss41@hotmail.com)

Angkor Wat fotoğraf albümüz için linki tıklayabilirsiniz. Angkor Wat Fotoğraflarımız

Siem Reap ve diğer tapınaklar fotoğraf albümüz için linki tıklayabilirsiniz. Siem Reap ve Tapınaklar Fotoğraflarımız

www.facebook.com/pages/AyferOnur-Seyahatnamesi

Tavsiyeler :

  • Yağmur dönemi giderseniz kesinlikle yağmurluk
  • Rahat bir trekking ayakkabı (su geçirmez)
  • Sinek kovucu
  • Böcek ısırmalarına karşı ilaç
  • Elektrik prizleri genelde 3 girişli, yanınızda mutlaka aparat olsun
  • Yanınızda 1 dolar banknotlar getirirseniz bir çok yerde kolaylık sağlar
  • Eylül yağmurun en etkili olduğu aymış.

www.facebook.com/pages/AyferOnur-Seyahatnamesi/

Posted by ayferonur 17:52 Archived in Cambodia Comments (1)

Çin'de Tren Yolculuğu

Çin’de yapmış olduğumuz iki tren yolculuğu ile ilgili aklımızda kalanlar umarım daha sonra Çin’de tren ile seyahat edeceklere yardımcı olur.
Pekin’den Xi’an şehrine ve Xi’an şehrinden Şangay’a tren yolculuğu yaptık.

Tren biletlerimizi “www.chinatripadvisor.com” aracılığı ile aldık. Bir çok diğer incelediğimiz acentalara göre en az işlem ücretini alıyorlar. Eğer vakit konusunda sorununuz yoksa kendiniz bileti alabilir ve aracı ücreti ödemezsiniz. Her iki yolculuğun da biletleri 10 gün önce satışa çıkıyor. Acenta biletieri aldıktan sonra kaldığımız otele teslim etti.

Şangay’dan Hong Kong’a da trenle gitmeyi planlamıştık ama yer olmadığı için biletimizi alamadık ve seyahatimizde ufak bir değişiklik yapmak zorunda kaldık. Galiba Şangay-Hong Kong hattının biletleri daha önceden satışa çıkıyor. Trende tanıştığımız İtalyan çift de Xi’an - Şangay biletini yer olmadığı için alamamış. Onlar da tatil planlarında son dakika değişiklik yapmışlar. Eğer kısıtlı süre içinde seyahat ediyorsanız mutlaka biletinizi önceden ayarlamanızı tavsiye ederiz.

Pekin – Xi’an trenimiz Pekin’in Batı tren istasyonundan kalktı. Tren istasyonu büyük ve çok kalabalık. Çantalarınıza ve değerli eşyalarınıza dikkat etmenizi tavsiye ederiz. Panolarda hangi trenin hangi numaralı perondan kalkacağı yaziyor. Biz de hangi numaradan kalkacağına bakıyor ve o numaranın salonuna ilerliyoruz. Trene yaklaşık yarım saat kala trene biniyoruz. Bu arada ihtiyacı olanlar için tren istasyonunda bavulları bırakmak için emanet kasaları var. Trende restoran var ancak yemek sipariş etmezseniz sadece içecek sipariş edemiyorsunuz. Vagonlara bira dahil olmak üzere yiyecek ve içecek servisi var. Akşam odaları dolaşıp sabah için kahve siparişi alıyorlar ve kahve 10 Yuan. Trene binmeden önce istasyondan yiyecek ve içecek alabilirsiniz.

Biz biletlerimizi “soft sleeper” denilen bölümden aldık. Kompartmanlar 4 kişilik. Şansımıza 2 İsviçre’li turist ile odamızı paylaştık. Xi’an’dan sonra onlar Tibet’e devam edecekler. Yan kompartmanda kalan İtalyan çift ile tanışıyoruz. Bir kaç saat sohbet ediyoruz. İtalyan arkadaşlarımız kompartmanlarını Çin’li 2 kişi ile paylaşıyor. Durumdan maalesef çok memnun değiller. Sabah kalktığımızda onları çok yorgun görüyoruz. Bizim olduğumuz vagon yabancı turist ağırlıklı olduğu için koku sorunu yok ayrıca tuvaletler nispeten kullanılabiliyor. Sabah Xi’an’a varmadan odamıza akşamdan ısmarladığımız kahvelerimiz geliyor. Yanımızdaki yiyecekler ile kahvaltımızı yapıyoruz. Kompartmanda bavulları koymak için üst tarafta bölme var ancak bu bölme çok büyük değil. Tahminim 2 büyük bavul ancak sığar. Sırt çantamızı ayağımızın altına aldık, bavulumuzu da masanın altına sıkıştırdık. Aksam saat 10 gibi kompartmanların kapıları kapatılıyor. İsterseniz içeriden kilitliyebiliyorsunuz.

Xi’an tren istasyonunda çantalarımızı bavul emanete bırakıp Terracotta askerlerini görmeye gidiyoruz.

Xi’an – Şangay yolculuğu için Xi’an tren istasyonuna vardığımızda istasyon binasına girişin inanılmaz kalabalık ve karışık olduğunu görüyoruz. Çantalarımızı emanetten alıp sıraya giriyoruz ancak zaman ilerliyor ve biz hala yerimizde duruyoruz. Trenin kalkışı için zamanımız daralıyor ve bir türlü ilerleyip güvenliği geçemiyoruz. Eşimle gördüğümüz bir boşluğa inanılmaz bir itişme içinde resmen tekme tokat dalıyoruz. İnanılmaz bir mücadele var. Başka türlü geçme şansımız yok. Tren kalkmadan perona yetişiyoruz. Tren kalkmadan 45 dakika önce istasyona geldiğimiz halde ancak trene yetiştik. Xi’an tren istasyonu için tavsiyemiz en azından 1 saat önce güvenliğe girmeyi düşünerek istasyona gidin. Aslında Çin’de nerede olursanız olun kalabalığı hep göz önünde tutmak gerekiyor. Ayrıca insanların pekte nazik olmadıklarını da unutmamak gerekiyor. Kompartmanımızı Çin’li bir anne – oğul ve Çin’li bir bey ile paylaşıyoruz. Vagonda hemen hemen herkes Çinli. Tren saat 17:12’de kalkıyor ve yolculuğumuz 14 saat sürecek.. Tren kalktıktan bir süre sonra bir çok kişi yanında getirdiği yemekleri çıkartıyor. Vagonda hafiften bizim çok alışık olmadığımız bir koku yayılıyor. 2 – 3 saat içinde tuvaletler maalesef kullanılamaz hale geliyor. Durumdan ne kadar memnun olmasak da seyahat notlarımızı alıyoruz, önümüzdeki günlerin planlarını gözden geçiriyoruz. Çin’li bey uzun süre yurt dışında yaşamış ve Çin-Türkiye üzerine uzun sohbetler ediyoruz. Trende dolaşırken “hard sleeper” denilen vagonları da gördük. Bu vagonların kompartmanlarında 6 kişi kalınıyor. Kompartmanlar maalesef hücre gibi küçücük. Restorana gidiyoruz bira ısmarlıyoruz ancak yemek ısmarlamadık diye restoranda oturarak bira içemeyeceğimizi azarlar şekilde söylüyorlar. Temizlik anlamında içimiz rahat etmiyor, yemek ısmarlamıyoruz ve kalkıp kompartmanımıza dönüyoruz. Şangay’a yaklaşık 2 saat rötar ile geliyoruz ve bizi bardaktan boşanırcasına yağan yağmur karşılıyor.

Tren seyahatleri sırasında yanınıza mutlaka tuvalet kağıdı ve sabun almayı unutmayın. Yanınıza yiyecek ve içecek alabilirsiniz.

Yataklı trenlerde soft sleeper, hard sleeper ve deluxe olmak üzere 3 ayrı kompartman var. Bizim bindiğimiz trenlerde deluxe sınıfı yoktu.
Yatakların baş ucundaki TV ekranları maalesef her iki seyahatimizde de çalışmıyordu.

Daha detaylı bilgi için http://www.seat61.com/China.htm web sayfasını incelemenizi tavsiye ederiz.

www.facebook.com/pages/AyferOnur-Seyahatnamesi

Posted by ayferonur 06:42 Archived in China Tagged travel Comments (0)

Atlanta

Georgia

sunny 20 °C

Atlanta’ya 2009 yılının Temmuz ayında iş nedeniyle taşındık. İlk izlenimimiz diğer yaşadığımız eyaletlere göre siyah nüfusun alıştığımızdan fazla olmasıydı. İkinci dikkatimizi çeken ise; bir çok caddeye “Peachtree-Şeftali” isminin verilmesiydi. Şeftalinin, Georgia eyaletinin simgesi olduğunu öğrendiğimizde neden bu kadar “Peachtree” ile başlayan cadde isminin olduğunu anladık. Her ne kadar şeftali şehri diye geçse de bizim Bursa şeftalisi gibi lezzetli yerel şeftalisini tatmadık. Ayrıca araba kiralarken yardımcı olan görevlinin “Hotlanta’ya hoşgeldiniz” demesinin sebebini özellikle Atlanta’daki ikinci yazımızda anladık. Sıcaklık ile beraber artan nem soğuk bölgeleri hayal etmeme sebep oldu. Eşim bu dönemde Türkiye’de olduğu için bu senelik sıcaklardan kurtardı kendisini. Atlanta’ya ilk yılımızda pek alışamadık ancak ikinci yılımızda özellikle evimizin olduğu bölgeyi sevmeye başladık.

Atlanta ile ilgili biraz genel bilgi vermek gerekirse etrafı ile beraber 2010 yılı nüfus sayımına göre yaklaşık beş buçuk milyon kişi yaşıyor. Atlanta’da son yıllarda nüfusun hızla arttığı söyleniyor. Atlanta havaalanı dünyanın en çok yolcu taşıyan hava alanlarından bir tanesi ve Delta Havayollarının merkezi Atlanta’dadır. Ekonomik anlamda ABD’nin en büyük telefon ve internet servis sağlayıcılarından bir tanesi olan AT&T’nin merkezi, Coca-Cola, CNN, Home Depot, UPS gibi büyük firmaların da merkezleri Atlanta’dadır. 1996 Olimpiyatlarının Atlanta’da yapılmasının; Atlanta’ya hem ekonomik anlamda gelişmesine katkıda bulunduğu gibi alt yapısı, bağlantı yolları, metro ağı ve güvenlik konularında da gelişmesine yardımcı olduğu ifade ediliyor. Güvenlik konusunda hala sorunların olduğu bir şehir ancak ekonominin düzelmesi ile bazı sorunların zaman ile çözüleceğine eminiz.

Atlanta’da yapılabilecekleri sıralamak gerekirse; Downtown’daki Olimpiyat parkından başlayabiliriz. CNN merkezi ve müzesi, Akvaryum ve Coca-Cola müzesi Olimpiyat parkının içinde veya yakınında diyebiliriz. Giriş biletlerini tek tek almak yerine hem buraların girişlerinin dahil olduğu hem de ayrıca bir müze ve hayvanat bahçesinin de dahil olduğu “CityPass” biletinden almanızı tavsiye ederiz. Biletin fiyatı yetişkinler için 69 dolar, çocuklar için ise 49 dolar. Biletin geçerlilik süresi dokuz gün. Web sayfası http://www.citypass.com/atlanta .

World of Coca-Cola : 4-D kısa bir film var. Kıtalara göre ayrılmış kola şelalerinden farklı aramolu istediğiniz kolayı tadabilirsiniz. Çıkışta da orjinal şişelerinde kola hediye ediyorlar. Güncel giriş ücretleri ve diğer bilgiler için web sayfası ; http://www.worldofcoca-cola.com

Georgia Akvaryum: Dünyadaki en büyük cam akvaryumlardan bir tanesidir. Güncel giriş ücretleri ve diğer bilgiler için web sayfası ; http://www.georgiaaquarium.org/

CNN Studio Tur: Tur yaklaşık bir saat kadar sürüyor. Turda CNN stüdyolarını gezip canlı yayını izleme (cam arkasından) imkanı buluyorsunuz, haber teknikleri hakkında bilgiler veriliyor. Güncel giriş ücretleri ve diğer bilgier için web sayfası ; http://www.cnn.com/tour/atlanta/

Güzel bir havada Atlanda’ysanız günün yorgunluğunu Westin otelin en üst katındaki 360 derece dönen restoran – barda güneşin batışını izleyerek değerlendirebilirsiniz.

Midtown’a doğru çıkıldığında Piedmont parkta yürüyüş yapılabilir. Parkın etrafında bir çok restoran, bar ve kafeterya var. Parka çok yakın olan Amsterdam Walk'da dolaşıp buradaki restoranları da deneyebilirsiniz. Web sayfası http://www.amsterdamwalk.com/

Atlantic Station da diğer görülecek yerlerden biri. Restoran, kafeler, mağazalar ve sinemanın bulunduğu bu bölgede rahatlıkla hem alış-veriş yapıp hem yemek yiyip hem de dinlenebilirsiniz. MARTA ile gidecek olursanız Arts Center Station’da inip ücretsiz servislerinden yararlanabilirsiniz. Zaten çok uzak değil yürüme mesafesinde.

High Museum of Art, Fernbank Museum of Natural History, Zoo Atlanta, Atlanta History Center ve Atlanta Botanical Garden diğer gezilecek yerler arasında sayılabilir. İlginizi çekebilecek başka bir müze de; Martin Luther King için yapılmış mezarlık ve müzedir. Ayrıca insan hakları hareketinin öncüsünün evi de müze haline getirilmiş. Biz evi kapalı olduğu için göremedik ancak müze ziyarete değer diyebiliriz.

Gününüzü daha farklı geçirebileceğiniz bir yerde Stone Mountain Park’dır. Bir çok aktivitenin yapılabileceği parkta, teleferik ile kayanın en üstüne çıkılıyor. İster yürüyerek inebilirsiniz isterseniz teleferik ile geri dönme şansınız var. Güzel bir havada muhteşem bir Atlanta manzarası bulabilirsiniz. Parkta özellikle çocuklar için bir çok eğlence ortamı sağlanmış. Tren ve göl turu yapılabilecek aktivitelerden bir kaç tanesi diyebiliriz. Yaz aylarında Cumartesi akşamları (Haziran-Temmuz aylarında her akşam) saat 9:30’da başlayan lazer gösterisi kesinlikle izlenmeye değer. Gösteri ücretsiz olduğu için talep fazla oluyor. Park içinde alacağınız turlara göre ücretlendirme yapılabiliyor veya paket fiyatlar da mevcut. Web sayfalarından www.stonemountainpark.com gitmeden önce incelenebilir.

Eğer alış-veriş yapmayı düşünüyorsunuz adresiniz Buckhead tren istasyonundan ulaşabileceğiniz “Lenox Mall” olabilir. Aradığınız tüm mağazaları bulabilirsiniz. Ama rakamlar outlet mağazalarına göre pahalıdır. “North Georgia Premium Outlets” i tavsiye ederiz. Atlanta downtown'ın yaklaşık bir saat kadar kuzeyinde kalıyor.

Doğa ile aranız iyi ve vaktiniz var ise Atlanta'nın kuzeyinde kalan Dahloenga, Suches, Blue Ridge, Ellijay, Blairsville, Helen bölgelerini dolaşabilirsiniz. Bu küçük şehirlerin hepsi Chattahooche Ormanlarının başlangıcı veya içindeler. Bu bölgelerdeki yollar hafta sonları motorcular ve bisikletçiler tarafından talep ediliyor. Bir çok şelale, yürüyüş parkurları ve kamp alanları ile doğa severler için ideal bölgelerdir.

Ulaşım: Havaalanı ile şehir arası en iyi ulaşım aracı trendir. Bagajınızı aldığınız son noktadan MARTA yazılarını tabelalardan takip ederek kolayca trenin kalkış yerini bulabilirsiniz. Trene girişten önce bilet almanız gerekiyor ve otomatik bilet satan makinaları göreceksiniz. Biletler tek gidiş 2 dolar ve kart bedeli 50 cent. Trenden indikten sonra da çıkışta kartı okutuyorsunuz o yüzden kartınızı atmamanızı tavsiye ederiz. Downtown yaklaşık olarak 20 dakika sürüyor. Yön bilgisi vermek anlamında Atlanta havaalanı şehrin güneyindedir. MARTA tren sistemi ile şehrin yaklaşık olarak en kuzeyine kadar gelebilirsiniz. Ayrıca ‘Five Points’ istasyonunda inerek şehrin doğu ve batı taraflarına ulaşabilirsiniz. Akşam saat 7’den sonra (yazın 8’den sonra) kuzey hatta giden trenlerde ufak bir değişiklik oluyor. Havalanından hem sağ tarafta hem sol tarafta kalkan tren göreceksiniz. Eğer downtown veya midtown’a gidecekseniz hangi tren önce kalkıyorsa binebilirsiniz. Ulaşımı araba kiralayarak veya taksi ile de sağlayabilirsiniz.

Kafe ve Restoranlar

Happy Sumo: İster “Suşi” isterseniz Japonların “Hibachi” dedikleri tarzda yemek yiyebileceğiniz bir Japon restoranı. Öğlen menüsünde Somon balığı , pilav ve yanında salata ile yaklaşık 11 dolar hesap geliyor. Akşam yemeği nde ise; 2 porsiyon Somon balığı, 1 porsiyon kalamar, her tabağın yanında pilav, ızgara sebze ve salata, önden çorba, yemek sonrası tatlı olarak dondurma ve yeşil çay yaklaşık 65 dolar hesap ödedik. Pilavı ister normal bizdeki gibi buharda yapılmış, isterseniz onların tarzında yumurtalı-soslu ızgara da yapılmış tercih edebilirsiniz.
Restoran, Sandy Springs Marta tren istasyonuna çok yakın. Web sayfaları; http://happysumorest.com/.

Eclipse Di Luna: Dunwoody bölgesinde güzel bir İspanyol restoranı. Biz çok keyif alarak gidiyoruz. Her akşam özellikle Latin tarzı canlı müzik var. Web sayfalarından http://www.eclipsediluna.com/ takip edebilirsiniz. 8 ara tabak (tapas) ve bir sürahi Sangria yaklaşık olarak bahşişsiz 75 dolar. Ana yemekleri de 20 dolar civarı. Menü ve fiyat listesi web sayfalarında var. Bir şubesi daha var, onun da bilgilerine web sayfalarından ulaşabilirsiniz.

Cafe Intermezzo: Atlanta’da birden fazla şubesi olup; her tür pasta, kek çeşitleri ile birlikte yemek ve alkollü-akolsüz içecek çeşitleri ile her öğün gidilebilecek bir kafe. Biz evimize yakınlığından dolayı Dunwoody şubesine gidiyoruz. Web sayfalarından http://www.cafeintermezzo.com/ menüleri ve şubeleri hakkında detaylı bilgi edinebilirsiniz. Fiyatları makul...

Loca Luna: Midtown Amsterdam Walk'da bulunan güzel bir İspanyol restoranı. Hem iç hem de dış mekanı renkli, güzel, akşamları canlı müzik oluyor. Yediklerimizi beğendik, midye, kalamar, balık taco, empanadalarını tavsiye ederiz. Küçük tabaklar halinde tapas seçenekleri ile farklı lezzetleri deneme şansınız var. Menü ve fiyatlar için web sayfaları; http://loca-luna.com/

Chili’s Restoran: ABD’de hemen hemen her eyalette bulabileceğiniz restoran zincirlerinden biri. Meksika mutfağı ağırlıklı olmakla birlikte her tarz ızgara et-tavuk-balık, hamburger, tatlı, alkollü-alkolsüz içecek çeşitleri ile oldukça geniş bir menüsü var. Web sayfalarından http://www.chilis.com/EN/Pages/home.aspx geniş menü seçeneklerini ve lokasyonlarını görebilirsiniz. Hem Atlanta’da farklı bölgelerde hem de başka eyaletlerde keyifle, güvenerek gittiğimiz bir mekan. Özellikle Fajita Trio ve Tacos’larını zevkle yiyoruz. Fiyatları makul iki kişi 40 dolar civarı hesap geliyor, tabi ki aldığınız alkollü içecek ile rakam değişir.

Panera Bread: ABD’de hemen hemen her eyalette bulabileceğiniz kafe-pastane tarzı zincirlerden biri. Özellikle ekmekleri çok lezzetli, öğlen hafif atıştırmak için ideal bir yer. Sandöviç (soğuk veya tost edilmiş), salata ve çorba ağırlıklı menüleri var. Sıcak, soğuk içecek alternatifleri ile kurabiye tarzı tatlılarından deneyebilirsiniz. İsterseniz sandöviçinizi yarım alıp yanında salata veya çorba alabileceğiniz menüleri var. Bu şekilde menüleri içeceksiz 7-8 dolar civarı, öğlen için yeterli geliyor. Web sayfaları http://www.panerabread.com/ .

California Pizza Kitchen: ABD’de hemen hemen her eyalette bulabileceğiniz restoran zincirlerinden biri. Hamburger harici, pizza çeşitleri ile birlikte her türlü pasta (makarna), Tacos, somon balığı, sandöviç ve pasta çeşitlerini de bulabileceğiz bir restoran. Web sayfalarından http://www.cpk.com/ geniş menü seçeneklerini ve lokasyonlarını görebilirsiniz. Hem Atlanta’da farklı bölgelerde hem de başka eyaletlerde keyifle, güvenerek gittiğimiz bir mekan.

Ramano’s Macaroni Grill: ABD’de hemen hemen her eyalette bulabileceğiniz İtalyan restoran zincirlerinden biri. Oldukça geniş bir menüye sahip olup; pasta (makarna) ve makarnasız İtalyan yemek çeşitleri ile kendilerine özgü ev şarapları da mevcut. Detaylı bilgi ve şubeleri için web sayfaları; http://www.macaronigrill.com/ . Özellikle Dunwoody’deki yerlerini çok beğendik.

Cheesecake Factory: ABD’de hemen hemen her eyalette bulabileceğiniz restoran zincirlerinden birisidir. 200’den fazla balık, tavuk, et, hamburger, sandövic, makarna, tatlı alkollü-alkolsüz içecek çeşidi ile oldukça zengin bir menüye sahip olan Cheesecake Factory, ayrıca pasta ve cheesecake çesitlerini de satmaktadır. Porsiyonları oldukça büyük olup hatta iki kişi paylaşabilecek ebattadır, seçtiğiniz yemeğe göre isterseniz garsonlara ebatlarını sorabilirsiniz. Geniş menüsü ve lokasyonları hakkında web sayfalarından http://www.thecheesecakefactory.com bilgi alabilirsiniz. Bir çok eyalette ve Atlanta’da gittiğimiz, beğendiğimiz restoranlardan birisidir.

LongHorn Steakhouse: ABD’de hemen hemen her eyalette bulabileceğiniz restoran zincirlerinden birisidir. Özellikle ızgara et, tavuk ve balık olmak üzere çeşitli alternatifleri olan ama vejerteryanlara çok uygun olduğunu düşünmediğimiz bir restoran. Menüsü ve lokasyonları hakkında web sayfalarından http://www.longhornsteakhouse.com/ bilgi alabilirsiniz. New Jersey ve Atlanta’da gittiğimiz restoranlardan birisi ama maalesef bölge bölge lezzetlerinde farklılık olabiliyor.

Outback Steakhouse: ABD’de hemen hemen her eyalette bulabileceğiniz Avustralya restoran zincirlerinden birisidir. Izgara et, tavuk, balık, tatlı, alkollü-alkolsüz içecek çeşitleri ile genişçe bir menüye sahipler. Birden fazla eyalette gittiğimiz bu restoran hakkında detaylı bilgi almak isterseniz web sayfaları http://www.outback.com/. Yaklaşık iki kişi 45 dolar civarı hesap geliyor. Tabi ki içeceklere bağlı, ana yemekler 13 dolardan başlıyor ve Avustralya birası (Fosters) en son gittiğimizde 2 dolardı.

Carrabba’s Italian Grill : ABD’de hemen hemen her eyalette bulabileceğiniz İtalyan restoran zincirlerinden biri. Menüsü, fiyatlar ve yerleri hakkında bilgi için web sayfaları http://www.carrabbas.com/our-menu/. 2012 fiyatlarından bazıları fıçı bira 4.85, şişe bira 5.15, kalamar tava 8.90, ana yemekler 14 dolardan başlıyor. Fiyatlara %7 vergi dahil değil. Kalamar tavaları çok iyi değildi, ana yemek olarak champagne seafood yedik ve güzeldi. Tatlılardan chocolate bread pudding 8 dolardı ve dondurması hariç güzel değildi. Biz Dunwoody’deki yerlerine gittik. Adresi : 1210 Ashford Crossing Atlanta, GA 30346

Truva Restoran: Downtown bölgesinde Atlanta’daki sayılı Türk restoranlarından olup her tür kebap, pide ve meze çeşitlerini bulabilirsiniz. Menü ve fiyatlarını web sayfalarında http://www.truvaatlanta.com bulabilirsiniz. Marta Peahtree tren istasyonuna ve Olimpiyat Parka çok yakın. Yemekleri güzel ama diğer eyaletlerdeki aynı kalitedeki Türk restoranları düşününce fiyatları yüksek kalıyor. Gündüz bile dansöz olması ortamı biraz basitleştirmiş tabi ki onun için özellikle gidenler de vardır.

Cafe İstanbul: Decatur ve Kennesaw da olmak üzere iki şubesi buluna restoranın Decatur'daki yerine gittik. Şansımıza diğer şubenin açılışı olduğu için iyi ahçıları yoktu. Yemekler idare ederdi ama ortamını beğenmedik. Otantik Anadolu tarzı; yerlerde, sedirlerde oturacak şekilde dizayn edilmiş, ayrıca masalı bölümleri de var ama her yerin kilimli olması ortamı boğmuş, eşyalar eski ve açıkcası pis geldi. Nargile içiliyor olması ve Hintli dansöz ise ayrıca beğenmediklerimiz arasında. Kennesaw şubelerinin daha iyi olduğunu duyduk, yeni açıldığı için olabilir ama denemedik. Menü ve fiyatlarını web sayfalarından www.cafeistanbulatlanta.com bakabilirsiniz.

Cafe Efendi: Alpharetta bölgesinde bulunan başka bir Türk restoranı. Yeri ve daha detaylı bilgileri web sayfalarından http://www.cafeefendi.com edinebilirsiniz. 2012’de yeni yerlerine taşındılar ve mekan olarak daha iyi olmuş. Yemekleri ve mezelerini genel olarak beğendik. Lahmancunları tahminimizce hazır dışarıdan alma ve kesinlikle tavsiye etmeyiz. Menüye koymasalar daha iyi hayatımızda yediğimiz en kötü lahmacundu. Karışık ızgarada ise özellikle pirzola sadece yağdı ama şiş ve köftesi güzeldi, tavuk şişte biraz yavandı. Dört kişi iki karışık ızgara, mezeler, 3 lahmacun, alkolsüz içecekler (henüz alkol izinleri yok), baklava, kahve ve vergi dahil 90 dolar hesap ödedik. Hangi günler olduğunu sormadık ama dansöz çıkmaya devam ediyor. Son dönemlerde maalesef ilk zamanlardaki lezzetten çok uzaklaşmış bulduk. 2012 yılındaki olumlu düşüncelerimiz değişti.

İstanblue : Buckhead bölgesinde 2012 yılında açılan güzel bir Türk restoranı. Atlanta’da şimdiye kadar gittiğimiz en iyi kebapları yapan Türk restoranı diyebiliriz. Mekan çok büyük değil ama mavi dekorasyonu ile şirin, hoş bir yer olmuş. Fiyatları hemen hemen diğer Türk restoranları ile aynı. Menü ve fiyatlarını web sayfalarında http://www.truvaatlanta.com bulabilirsiniz. Biz karışık ızgara, lahmacun, karışık meze tabağı, künefe ve baklavalarını denedik. Künefe hariç hepsi lezzetliydi, künefeyi yeni denemişler ve eminiz daha lezzetli hale geticeklerdir. İkinci künefe denememizde daha başarılı olmuşlardı. Arnavut ciğerini de denedik ve o da güzeldi. Sahibi “Okan Bey” gerçekten her şey ile bire bir ilgileniyor, servisleri iyi, yemekleri lezzetli , bundan sonra bozulmadıkları sürece Türk restoranı olarak ilk tercihimiz burası olacaktır. Adresleri: 262 Pharr Road NE Atlanta, GA 30305

İkinci künefe denememizde daha başarılı olmuşlardı. Arnavut ciğerini de denedik ve o da güzeldi.

Maalesef buradaki her Türk restoranı gibi bozuldu. Son iki gidişimizde de hiç memnun kalmadık. Restorandan çok nargile kafe gibi olmuş. Hem ortam hoşumuza gitmedi hem de yemek lezzetleri kötüydü.

Rumi’s Kitchen: Roswell caddesi üzerinde bulunan İran restoranı. Safran hariç lezzet olarak hemen hemen Türk mutfağına uyuyor. Pilav yerine lavaş ekmeklerini tercih etmenizi tavsiye ederiz. Pilavdaki safran rahatsız edici değildi ama ekmekleri çok lezzetli. Ana yemekler 20 dolar civarı ve porsiyonları büyük sayılır. Dört kişi bahşiş hariç vergi dahil 4 ana yemek ve alkolsüz içeceklere 95 dolar ödedik. Adres, menü ve fiyatlarını http://www.rumiskitchen.com/ web sayfasında bulabilirsiniz.

Mambo Italiano: Damak zevkimize daha çok uyduğu için gittiğimiz her yerde İtalyan restoranları ilk tercihimiz oluyor. Norcross bölgesinde ”The Forum” açık alış-veriş merkezinin içinde bulunan restoran mekan olarak gayet güzel. Hem içeride hem de dışarıda oturma şansınız var. Ama servisleri ağır ve yemekleri ise süper değildi. Salataları güzel, karışık deniz ürünlerinden pasta (Linguine pescatore none) yedik ve sosu ağırdı. Her çeşit İtalyan mutfağından yemekler, salata çeşitleri ve pizza var. Menüleri ve detaylı bilgi için web sayfası http://www.mamboitaliano.net/. Dört kişi için bir sişe şarap ile birlikte bahşiş hariç vergi dahil 85 dolar hesap geldi. Adresleri: 5165 Peachtree Pkwy Norcross, GA 30092

www.facebook.com/pages/AyferOnur-Seyahatnamesi/

Posted by ayferonur 20:28 Archived in USA Tagged living_abroad Comments (0)

(Entries 31 - 35 of 58) « Page .. 2 3 4 5 6 [7] 8 9 10 11 12 .. »