A Travellerspoint blog

Entries about living abroad

New Jersey

overcast 20 °C

Yaklaşık beş yıl kadar kaldığımız New Jersey ile ilgili tecrübelerimizi, gezilecek görülecek yerleri, yapılabilecek aktiviteleri, ulaşım ile ilgili detayları elimizden geldiğince yazmaya çalışacağız. Ayrıca bu yazdıklarımızın bizim gibi ABD’ye gelip de ilk adresi New Jersey olanlara yol göstermesini amaçlıyoruz. Yaklaşık 3,5 yıl Parsipanny ve 1,5 yıl Morristown bölgelerinde kaldık ve iki bölge birbirine çok yakındır. Özellikle Parsippany civarında çok fazla teknoloji firmasının merkezi veya şubeleri var, buralarda çalışan yabancı sayısı fazla ve ağırlığı Hintlidir. Dolayısıyla bu bölgelerde dolaşırken çok fazla Hint marketi, restoranı ve etrafta Hintli görebilirsiniz. Bu bölgedeki apartmanlarda da çoğunlukla Hintliler oturuyor. İyi tarafı güvenilir olmaları ancak yemek kokularına dayanabilmek çok zor. Özellikle nemli ve sıcak yaz aylarında alışkın olmayanlar için bu kokulara dayanabilmek çok kolay değil.

ABD’nin en yeşil eyaletlerinden biri olan New Jersey’de kış ayları genelde sert geçer ve dönem dönem ağır kar yağışı olur. Genelde hava kapalıdır. Bahar dönemleri ise yağmurludur. Ekim ayından itibaren sıcaklık hızla düşer. Mart ayı sonlarına doğru sıcaklık yükselmeye başlar. Kışın buz gibi havada siz bot, palto giyerken parmak arası terlik ve şort ile dolaşanlar görürseniz şaşırmayın. Nasıl üşümüyorlar biz 10 yıldır anlayamadık. Bizce üşüyorlar ama çaktırmıyorlar. Yaz ayları ise yağmur yağmadığı zamanlarda sıcak ve nemli oluyor.

Ulaşım:

New Jersey’nin özellikle yaşadığımız bu bölgeleri için en büyük sorun ulaşım. Toplu ulaşım araçları hiç yaygın değil ve arabasız hareket kabiliyetiniz çok sınırlı. Eğer Morristown’ın içinde yaşıyorsanız tren ile, Parsippany’de yaşıyorsanız ya Morristown’a gidip tren ile ya da 46 numaralı otoyola kadar gidip otobüs ile Manhattan’a gidebilirsiniz. 46 numaralı otoyola yakın değilseniz yine arabaya ihtiyacınız var. Birçok yerde neredeyse ekmek almaya bile araba ile gitmeniz gerekiyor. İş yerinize gidebilmek için kesinlikle arabaya ihtiyacınız olacaktır. Dolayısı ile New Jersey’de bu tarz bölgelere geleceklerin en büyük ihtiyacı araba olacaktır. Parsippany tarafından Manhattan’a giden otobüs firmasının ismi “Lakeland” ve web sayfası http://www.lakelandbus.com/BusSched.html. En son kullandığımızda tek yön ücreti yaklaşık 9 dolar olmuştu.
Manhattan’a daha yakın olan birçok bölgeden hem özel hem de eyalete ait otobüsler Manhattan ve New Jersey arasında gün boyu hizmet veriyor. Gideceğiniz bölgeye göre araştırabilirsiniz. New Jersey transit web sayfası http://www.njtransit.com/hp/hp_servlet.srv?hdnPageAction=HomePageTo. Ayrıca bu web sayfasından New Jersey içinde yapılan tren ve otobüs seferlerini de bulabilirsiniz. Hoboken bölgesinden gün boyu Manhattan ile New Jersey arasında feribot seferleri var. Manhattan tarafına geçtiğinizde ise ücretsiz servislerini kullanarak birçok merkezi yere gidebilirsiniz. Ekteki web sayfasından feribot seferleri ile ilgili detaylı bilgi bulabilirsiniz. http://www.nywaterway.com/HobokenNJTT-WFCRoute.aspx

Toplu taşıma maalesef oldukça pahalı dursa da unutmayın genel olarak Manhattan’da otopark ücretleri çok yüksektir. Ayrıca araba ile seyahat ederseniz özellikle mesai günleri sabah ve akşam trafiğini her zaman göz önüne almayı unutmayın, otoyollar genelde sabah Manhattan yönü akşam NJ yönü çok kalabalık olur. Tabii ki köprü, tünel ücretlerinin de yüksek olduğunu belirtelim.

Havaalanı:

Newark uluslararası havalanı New Jersey’nin en büyük havaalanıdır. Hem Avrupa hem de ABD içinde birçok noktaya uçuş bulabilirsiniz. United Hava Yolları’nın aktarma noktasıdır, dolayısı ile özellikle bu hava yolunu kullanarak ABD içinde birçok şehre ulaşabilirsiniz. 2012 Haziran ayından itibaran United Hava Yolları İstanbul – Newark uçuşlarına başladı. NJ’de oturan birçok vatandaşımız için bu çok büyük bir kolaylık sağlayacak. Örnek vermek gerekirse Morristown bölgesinden New York JFK havalanına ulaşmak normal trafikte en az bir-birbuçuk saat sürüyor ve köprü geçişleri yaklaşık olarak 15-20 dolar arası tutuyor. Halbuki Morristown ile Newark arası normal trafikte en fazla 20-25 dakika kadar sürüyor ve herhangi bir otoyol veya köprü ücreti ödemek zorunda kalmıyorsunuz. Ayrıca Parsippany-New York JFK havaalanı arası limuzin taksi ile 200 dolar civarı tutar, rakam benzin fiyatlarına göre değişebiliyor. Newark havaalanına ise 70 dolar civarı ödersiniz. Ancak İstanbul’a direkt uçuş alternatifi New York JFK havaalanından daha fazla. THY yaz aylarında günde 3 kez, kış aylarında günde iki kez, Delta Hava Yolları da günde bir kez direkt uçuyor. Havaalanları arasında otobüs servisleri var. Ücretlerini tam olarak hatırlamıyoruz. Bu arada Newark’ın bölge olarak çok güvenli olmadığını hatırlatalım. Eğer Newark havalanına yakın bir otelde kalmak zorundaysanız ya havaalanı içinde bir otel veya çok yakındaki bir alışveriş (outlet) merkezinin etrafındaki otellerden birinde kalmanızı tavsiye ederiz. Bu otellerin çoğunun havaalanından ücretsiz servisleri oluyor. Alışveriş merkezinin adı Jersey Gardens ve web sayfasından detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz. http://www.jerseygardens.com/

New Jersey’deki Türk nüfusu hakkında:

New Jersey, Türk vatandaşlarımızın en yoğun olarak yaşadığı eyaletlerden bir tanesidir. Yasal ve yasal olmadan yaşayan vatandaşlarımız ağırlıklı olarak Paterson ve North Bergen bölgelerine dağılmışlar. Özellikle Paterson bölgesinde büyük bir yoğunlaşma olmuş. Ayrıca bu bölgede Arap ve Orta Amerika ülkelerinden gelenler de çok fazla. Paterson’da Türk kahvehaneleri, bakkalları, marketleri, restoranları, berberi, dişcisi yani Türkiye’de hayal ettiğiniz veya etmediğiniz her şeyi bulabilirsiniz. Yasal olmayan vatandaşlarımızdan söz etmiştik. Bu mahallede biraz dolaşır ve vatandaşlarımız ile sohbet ederseniz inanılmaz hikayeler dinleyebilirsiniz. Yasal olmadan kalan birçok vatandaşımız ülkede yasal olarak kalabilmek için ABD’li bayanlar ile anlaşmalı evlilik yapmışlar. Kimileri sorunsuz bir şekilde oturumlarını ve sonra ABD vatandaşlıklarını almışlar. Kimileri ise dolandırılmış, evlendikleri kişiler tarafından bazı yaptırımlara zorlanmışlar. Bazı vatandaşlarımız yıllardır kaçak yaşıyor. Kaçak yaşayıp tekrar ABD’ye dönemeyecekleri için Türkiye’de bulunan ailelerindeki vefatlarda dahi son görevlerini yerine getirmeye gidemiyorlar. Kimileri ailesinden yıllarca ayrı kalmak zorunda kalıyor. Kimileri kaçak şekilde zorla kazandıkarı ile Türkiye’deki ailelerini geçindirmeye çalışırken kimileri kumarhanelerde veya içki sofralarında bu kazandıklarnı harcıyor. Bazı vatandaşlarımız onca seneler geçmesine rağmen hala buraya ayak uyduramamış ancak Türkiye’ye de temelli dönmek istemiyor. Kime sorsanız yüreğinde memleketimizin özlemi var ama geri dönmeye de birçoğu korkuyor. Buradaki daha rahat ve iyi kazançtan mahrum kalmak, döndükten sonra pişman olurmuyum diye düşündüklerinden dolayı birçoğu cesaret edemiyor. New Jersey’de birçok benzin istasyonunda çalışan Türk vatandaşlarımıza denk gelebilirsiniz. En kolay bulunan iş olması, çok fazla İngilizce gerektirmemesi gibi sebeplerle vatanadaşlarımız tarafından benzinliklerde çalışmak tercih edilmektedir. Ayrıca üniversitelerde okuyan Türk gençlerimizin de sayısı fena değildir. Herhangi bir kuruluşun reklamı gibi olmasın diye isim vermek istemiyorum ancak aşağıdaki adresi haritaya yazarsanız Paterson bölgesindeki Türk mahallesinin tam ortasına bakmış olursunuz. (1084 Main Street. Paterson, NJ 07503)

Acil durumlar için dişçimiz Yavuz abinin ve aile doktorumuz Aydın beyin bilgilerini ilave ediyoruz.

Yavuz Erdoğan (Dişçimiz)
Telefon: (973) 523-8400
Adres: 838 Main St. Paterson,NJ,07503

Doktor Aydın Aytürk
Telefon: (973) 595-0096
Adres: 508 Hamburg Turnpike Suite 102, Wayne, NJ 07470

Gezilecek yerler:

Liberty Park: Her ne kadar Özgürlük Heykeli NY eyaleti yetki alanında kalsa da NJ’deki Liberty Park’dan da ziyaret edilebilmektedir. Özgürlük Heykeli ve ABD’ye gelen göçmenlerin ilk işlemlerinin yapıldığı Ellis adasını ilk sıraya alabiliriz. Hatta NY tarafında genelde birkaç saat feribot bekleyerek yapabileceğiniz bu geziyi NJ tarafından daha az bekleyerek yapabilirsiniz. Detaylı bilgileri Ulusal parkların web sayfasından http://www.nps.gov/stli/planyourvisit/index.htm bulabilirsiniz. Özellikle hafta sonları Liberty Park çok kalabalık olur. Yürüyüş, piknik yapabileceğiniz gibi güzel Manhattan manzara fotoğrafları da çekebilirsiniz. Aktiviteler için web sayfası http://www.state.nj.us/dep/parksandforests/parks/liberty.html.
Liberty_State_Park-10.jpg
Newport Bölgesi: Jersey City’deki Newport bölgesi hem alışveriş hem de deniz kıyısında güzel yürüyüş alanları ile özellikle güzel havalarda gözde mekanlardan bir tanesidir.

Hudson Nehri Kıyısı: Hoboken ile Fort Lee arasında Hudson nehri kıyısında kalan bölge özellikle geceleri çok güzel bir Manhattan manzarası sunar. Sahilin biraz gerisinde yükselen kayalıkların üzerinde uzun bir yürüyüş yolu ve birçok park vardır. Çok zevkli birkaç saat geçirebilir ve kesinlikle pişmanlık duymazsınız. Özellikle gün batımında ve akşam gitmenizi tavsiye ederiz.
Hoboken-14.jpg
Hoboken_da..2011-34.jpg
Morristown: NJ’nin Morristown gibi birçok şehrinde yerleşim 1600’lerden sonra başlamış. Dolayısı ile hala bazı şehir merkezleri, kiliseleri, katedralleri ve korunmuş binaları ile hoş bir ortam sunmaktadır. NJ’de yaşayacaksanız ve iş yeriniz bu bölgeye yakınsa kesinlikle kalınacak bölgelerin başında gelir. Yakınındaki birçok bölgeye göre daha hareketli ve merkezidir. Tren ve otobüs ile Manhattan dahil olmak üzere birçok yere ulaşabilirsiniz. Ana caddesi üzerinde birçok restoran, kafeler, alış veriş mağazaları vardır. Özellikle Century 21 mağazası markalı birçok ürünü bulabileceğiniz Boyner tarzı bir mağazadır.
Morristown-8.jpg
Sahiller: Yaz aylarında sahiller özellikle dolup taşar. Maalesef birçok sahilde istediğiniz rahatlığı bulamayabilirsiniz ayrıca Atlantik’in dalgaları kumu kaldırdığı için yüzmek için güzel bir deniz ortamı sunmaz. Bizim favori lokasyonlarımızdan bir tanesi eyaletin en güneyindeki Cap May olmuştu. Hem sahilini hem şehrin içini çok beğenmiştik. Kalınacak çok güzel butik oteller var, ama sezonda özellikle hafta sonları yer bulmak çok zor oluyor. Ayrıca Seaside’a da yakın olduğundan dolayı giderdik. Plajlar ücretli, şemsiye ve şezlong kiralayabiliyorsunuz. Kalitesi çok yüksek değil, ama kimse kimseyi rahatsız etmez ve güvenlik konusunda hiç sorun yaşamadık. Küçük motel tarzı kalınacak yerler var.
Long_Branch-1.jpg
Seaside_Beach-4.jpg
Seaside_Beach-2.jpg
Atlantic City: ABD’nin Las Vegas’dan sonraki ikinci büyük kumarhane şehridir. Eğer vaktiniz varsa bir gününüzü Atlantic City’de geçirebilirsiniz. Yaz aylarında gündüz denizden de faydalanabilirsiniz. Sahildeki barları, otellerin bar ve restoranları, upuzun sahildeki yürüyüş alanı, şehrin içinde 2007-2008 yıllarında yapılan yenileme çalışmaları sonucu kurulan outlet alışveriş merkezi ile günübirlik çekici bir gezi olacaktır.
DSC05968.jpg
DSC05887.jpg
New Jersey, göller bakımından da zengin bir eyalettir. Birçok gölün kendine ait plajı vardır, büyük göllerde su sporlarını denizdeki kadar zevkli olmasa da yapma şansı bulabilirsiniz. Ayrıca piknik ve kamp yapabileceğiniz alanları da var.
High_Point.._Park-3.jpg
New Jersey, konum olarak birçok eyalate yakınlığından dolayı civarda yapılacak çok fazla alternatif var. Boston ve Washington DC araba ile yaklaşık 4 saat, Philadelphia 2 saat, Niagara Şelaleri ise 6 saat uzaklıktadır.

New York City: Detaylı bilgileri New York yazımızda bulabilirsiniz.

Pocono: Özellikle kışın yakınlığından dolayı kış sporları için en ideal bölgedir. Pennsylvania eyaletine bağlı olan Pocono dağları New Jersey’den bulunduğunuz bölgeye göre araba ile yaklaşık 1,5-2 saat uzaklıktadır. Yazın da çeşitli aktivitelere ev sahipliği yapmaktadır. Detaylı bilgi için web sayfası; http://www.800poconos.com/things-to-do/

Delaware Water Gap: Delaware nehri boyunca uzanan park hafta sonları günübirlik gitmekten zevk aldığımız yerlerden biriydi. Özellikle yaz ve bahar aylarında hafta sonları kamp yapıp su sporları , yürüyüş, piknik gibi aktiviteleri gerçekleştirebileceğiniz ulusal parklardandır. Detaylı bilgi için web sayfası; http://www.nps.gov/dewa/index.htm
Delaware_water_gap-6.jpg
Amish Country: Aşırı dindar ve modern yaşamdan uzak yaşayan Amiş halkının yaşam tarzını görebileceğiniz ve çeşitli turlara katılabileceğiniz bu bölge, ilginizi çekerse farklı bir hafta sonu geçirmek için ideal olabilir. Aktiviteler için http://www.padutchcountry.com/activities/amish-activities.asp web sayfasından bilgi alabilirsiniz.
1Buggy-4.jpg
Yiyecek üzerine:

New Jersey, Türk yemekleri bakımından en sorunsuz eyaletlerden bir tanesidir. Mutlaka bulunduğunuz yere yakın Türk restoranları vardır. Özellikle Paterson bölgesinde ülkemizin her bölgesinin lezzetlerinden tadabileceğiniz restoranlar var. Bizim tavsiyemiz Clifton bölgesindeki Toros Restoran olacaktır. http://www.torosrestaurant.com/index.php web sayfasından daha detaylı bilgi sahibi olabilirsiniz. North Bergen bölgesinde de Beyti Restoran çok eski bir Türk restoranıdır. Lezzet olarak fena değildi diye hatırlıyoruz. Eğer Parsippany veya Morristown civarında Türk restoranına gitmek isterseniz Lake Hiawatha’daki Bosphorus Restoran’a gidebilirsiniz. Lezzet olarak beklentimizden uzak ama minimum şartlarda denenebilir diyebiliriz.

Özellikle Newark bölgesinde çok fazla Portekiz restoranı var diye biliyoruz ancak bu bölgede ismini hatırlamadığımız bir restorana gittik o da iyiydi.

Her yerde Amerika’daki zincir restoranların şubelerini görebilirsiniz. Bizim favorilerimiz; Chili’s (Meksika mutfağı, özellikle Parsippany’de 46 üzerindeki şubesindeki fajitalar çok lezettliydi) , California Pizza Kitchen, LongHorn Steakhouse, Ramano’s Macaroni Grill (İtalyan mutfağı), Olive Garden (İtalyan mutfağı), Panera Bread (öğle yemeği ve hafif atıştırmak için ideal).

Edgewater’da ara sıra gittiğimiz bir Yunan restoranı vardı. Detaylı bilgileri http://www.greektavernausa.com/ web sayfasından bulabilirsiniz.

Hoboken bölgesinde restoranların ve barların yoğun olduğu yerler vardır. Özellikle Cuma ve Cumartesi akşamları çok kalabalık olur.

Morristown’da da canlı müzik yapan restoran-bar tarzı yerler var. Özellikle Washington street üzerindeki The Famished Frog, hafta sonu rock grupları performans sergiledikleri için favori mekanımızdı. Restoran bölümü ayrı, detaylı bilgi için web sayfası http://famishedfrog.com/. South street üzerinde jazz-blues dinleyip şaraplarınızı yudumlayabileceğiniz mekan fazla, Irish pub, Thai restoranı, Akdeniz mutfağı, pizzacı seçenekleri ile oldukça geniş dünya mutfağından lezzetleri tadabileceğiniz bir bölge. Brick Oven mekan olarak güzel ama pizzalarını beğenmemiştik. Yo&Papa (eski Calaloo Café) Karayip ve Amerikan mutfağından yemekler yiyebileceğiz ama daha çok birşeyler içip yazın dışarıda oturmanızı tavsiye edeceğimiz mekanlardan birisidir. Cattano Avenue üzerinde de birkaç güzel alternatif restoran var.

Tavsiyeler

  • Eğer ABD’yi kapsayan bir sağlık sigortanız yoksa sağlık hizmetlerinin çok pahalı olduğunu sakın unutmayın. Doktor reçetesi olmadan reçeteli ilaçlar satılmıyor, o yüzden düzenli kullandığınız ilaçlarınız varsa yanınızda getirin. Antibiyotikler de reçeteli satılan ilaçlar grubunda o yüzden yanınızda bulundurmanızı tavsiye ederiz. İlaçlar bizdeki gibi ayrı eczanelerde değil marketlerin içindeki eczane bölümlerinde satılmaktadır. Reçetesiz ilaçları (ağrı kesici, vitaminler, kremler vs.) marketlerin raflarında bulabilirsiniz.
  • Elektrik voltajı 110 Volttur ve fiş girişleri yuvarlak değil düzdür. Eğer buradayken kullanmak için Türkiye’den elektrikli bir alet getiriyorsanız bunları göz önünde bulundurmanızda fayda var.
  • New Jersey bölgesinde yaşayan Türklerin devlet işlemleri ile New York Konsolosluğumuz ilgileniyor. Adresini ve telefon numaralarını ihtiyacınız olursa diye ekliyoruz. Adres: 821 United Nations Plaza, New York, NY 10017

Telefon: +1 (646) 430-6560 / +1 (646) 430-6590 (Konsolosluk Çağrı Merkezine 1-888-566-76-56 numaralı telefondan 7 gün 24 saat ulaşılabilmektedir)

www.facebook.com/pages/AyferOnur-Seyahatnamesi/

Posted by ayferonur 20:12 Archived in USA Tagged living_abroad Comments (0)

New York

sunny 20 °C

Her gittiğimizde sanki ilk defa görüyormuşuz gibi bizi büyüleyen bu şehir kimine göre sadece bina yığını, kalabalıklık kimine göre ise 24 saati dolu dolu yaşayabileceğiniz etkileyici bir şehirdir. Belki New Jersey’deki sakin hayatımızın içinde arasıra kaçamak yaptığımız, İstanbul özlememizi bir nebze de olsa giderebildiğimiz için bu şehrin bizde ayrı bir yeri vardır. New Jersey’de yaşadığımız 5 senenin 3 senesinde iş sebebi ile haftada en az 3 kez Manhattan’a gidiyordum. İstanbul’da sabah Anadolu yakasından Avrupa yakasına geçmek gibi düşünebilirsiniz. Trafik... Ayrıca haftasonları da Manhattan’daki eğlence mekanlarını tercih ederdik. Birçok mekanın isimlerini hatırlayamasak da elimizden geldiğince gideceklere fikir verebilmesi ve az da olsa yardımcı olabilmek için aklımızda kalanları aktarmaya çalışacağız.

Tarihi hakkında kısa bilgi verecek olursak: Hollandalılar şimdiki Downtown olan bölgeye ilk olarak 1624 yılında yerleşmeye başlamış. 1664 yılında ise İngiliz egemenliğine geçiyor. 1778 yılından 1780 yılına kadar Birleşik Devletlerin iki yıl başkentliğini yapıyor. Bu bilgiler Wikipedia’dan aldığımız genel bilgiler. Detaylı öğrenmek isteyenler daha fazla araştırma yapabilirler. Bu arada New York isminin nerden geldiği ile ilgili birbirine benzer ama içeriği farklı bilgiler bulabilirsiniz. Biz bu konu ile ilgili bir web sayfasından bulduğumuz bilgiyi paylaşıyoruz. “New York adının, Britanya adasındaki eski ‘York’u onurlandırmak için verildiğine inanılıyor . Ancak, York şehrini değil sahibini onurlandırmak için bu adı vermişler. Britanya’daki York 1660’lı yıllarda, dönemin İngiliz Kralı 2.Şarl’ın kardeşi James’e bağlıymış. Daha sonra İngiltere Kralı da olacak York Dükü James, 1663 yılında bugün New York’un parçası olan Long Island adasını satın almış. Bir yıl sonra Hollandalıların elindeki ‘’New Amsterdam’’ olarak adlandırılan şehri ve etrafındaki bölgeyi ele geçiren İngilizler, York Dükünü onurlandırmak için, New Amsterdam’ın adını değiştirerek, ‘’New York’’ yapmışlar. New York’u asıl kuran Hollandılılardan geriye Brooklyn, Harlem, Gramercy, Yonkers, Staten, Bowery, Stuyvesant gibi isimler kaldı…”

Manhattan’da kaybolurum diye bir endişeniz olmasın. Caddeler doğudan batıya doğru numaraları büyüyerek paralel bir şekilde gider. Sokaklar ise güneyden kuzeye doğru büyüyerek devam eder. Dolayısı ile kesinlile bir sokak aşağı veya yukarı yürürseniz kaçıncı sokakta olduğunuzu ve doğu-batı tarafında bir cadde geçerek tam olarak hangi köşede olduğunuzu kolayca bulursunuz. Sokak numaraları güneyde Houston sokağından başlayarak yukarıya doğru devam eder.

New York; Manhattan, Brooklyn, Queens, Bronx ve Long Island diye beş ayrı bölgeden oluşur. En turistik ve görülesi bölgesi Manhattan olduğundan elimizden geldiğince burayı anlatmaya çalışacağız.

Ulaşım:

Havaalanları: Önce NY’daki havaalanları, havaalanı – şehir arası ulaşımını aklımızda kaldığı kadarı ile anlatalım. İstanbul’dan THY ve Delta havayollarının JFK havaalanına direkt uçuşları var. Biz turist gibi gelmeyince havaalanından Manhattan’a nasıl gidildiğini açıkcası hiç merak etmemiştik. Ancak iş sebebi ile birkaç kez Atlanta’dan New York’a gidince bu konuyu da biraz araştırdık. JFK havaalanından Manhattan taksi ile tahminimizce 50 dolar civarı tutar. Bagajınızı alıp dışarı çıktığınızda Manhattan’a giden otobüsler var. Eğer biraz beklerseniz mutlaka bir tanesi gelecektir. JFK havaalanından Manhattan’a 15 dolara gidiyorlar. Güncel bilgileri http://www.nyairportservice.com/ web sayfasından bulabilirsiniz. SkyTrain ve Metro hattını kullanarak da JFK’den Manhattan’a ulaşabilirsiniz. Ancak bavulunuz çok fazla ise bu yol zor olabilir. Havaalanındaki SkyTrain’i kullanarak ‘Jamaica’ durağına kadar gidebilir ve burada metro hattına geçerek Manhattan’a giden metroya binebilirsiniz. Bu yolla en fazla 6-7 dolar civarı tutar. Ulaşım ile ilgili daha detaylı bilgileri http://www.panynj.gov/airports/jfk-public-transportation.html web sayfasından bulabilirisiniz.

İkinci havaalanı olan LGA (La Guardia) havaalanı Queens bölgesindedir. ABD içinde birçok yere bu havalanından uygun fiyatlı uçuşlar yakalayabilirsiniz. JFK ile LGA arasında ücretli otobüs servisleri mevcuttur. LGA’dan Manhattan (Midtown) civarı taksi ile giderseniz yaklaşık 30 dolar tutuyor. En uygun ve ucuz yol metroyu kullanmak. Detaylı bilgileri ekteki web sayfasında bulabilirisniz. http://www.panynj.gov/airports/lga-public-transportation.html . LGA’dan NY belediye otobüsleri ile en yakındaki metro durağına gidip metroyu kullanarak Manhattan’a ulaşabilirsiniz.

2012 Temmuz ayında New Jersey’deki Newark havaalanıdan United Hava Yolları İstanbul’a direkt uçuşlara başladı. New Jersey ile ilgili yazımızda bu havaalanı ve ulaşım detaylarını bulabilirsiniz.

Otobüs Terminali: New York Otobüs terminalleri ile ilgili detaylı bilgileri ekteki web sayfasından inceleyebilirsiniz. Terminal, 42. Sokak ile 8. Caddenin kesişimindedir. Altında metro istasyonu da vardır. http://www.ny.com/transportation/port_authority.html
Manahttan, New Jersey’e Lincoln ve Holland tünelleri ile bağlanmıştır. Holland tüneli güneyde olanıdır. Bu tüneller özellikle mesai çıkışında çok kalabalık olurlar ve bazen 1–1.5 saatte ancak geçebilirsiniz. Eğer NJ tarafından araba ile gelip ve araba ile dönecekseniz trafik durumunu mutlaka göz önünde bulundurun. Ayrıca George Washington Köprüsü de Upper Manhattan’ı New Jersey’e bağlar. Bu köprüdeki araba trafiği iki katlıdır. Manhattan’ı Brooklyn ve Queens’e bağlayan birer tünel ve çok fazla köprü vardır.

Tren İstasyonları: Penn Station 34. Sokak ile 8. Cadde kesişimindedir. Biz bu istasyonu Long Island ve New Jersey’deki evimize gidip gelirken kullanırdık ancak ABD’nin birçok yerine tren seferi bulabilirsiniz. Grand Central tren istasyon binası zaten turistik ve tarihi bir binadır. Bu istasyondaki tren seferleri ile ilgili detaylı bilgilere http://www.amtrak.com/servlet/ContentServer?pagename=Amtrak/HomePage web sayfasından ulaşabilirsiniz .

Metro: NY metrosu başta biraz karışık dursa da alıştığınız zaman inanılmaz derecede pratiktir. Genelde birçok istasyonun çift katlı olduğunu unutmayın. Metro girişlerinde detaylı haritaları bulabilirsiniz. Kaldığınız süre ve metroyu kullanma sıklığınıza göre günlük veya haftalık metro kartı alabilirsiniz. Gitmeden önce NY metro haritasının bir çıktısını alabilir ve kalacağınız yeri, gezip göreceğiniz yerleri işaretleyerek hangi tren hattını kullanacağınızı not edebilirsiniz. Böylece geziniz esnasında daha rahat edersiniz. Metro haritasını http://www.mta.info/nyct/maps/submap.htm web sayfasında bulabilirsiniz. Metro sayesinde yoğun Manhattan trafiğinden kurtulur ve zaman kazanırsınız. Manhattan’da günlük otopark ücretlerinin çok yüksek olduğunu da hatırlatalım.

Gezilecek, Görülecek Yerler:

Gezilip görülmesi gereken yerleri Downtown’dan yani Manhattan adasının güneyinden başlayıp kuzeye doğru giderek anlatmaya çalışacağız. Böylece gidenler planlama yaparken daha rahat edebilirler diye düşündük. Gezimize öncelikle Özgürlük heykeli ile başlıyoruz.
IMG_0910.jpg
Battery Park, Özgürlük Heykeli ve Ellis Adası: Özgürlük heykeli ABD’ye ve özellikle New York’a gelen her turistin gidip görmek istediği bir sembol diyebiliriz. Özellikle yaz aylarında ve hafta sonları tekne için çok fazla sıra olur. Bizim tavsiyemiz sabah erkenden Battery Park’a giderek Özgürlük Heykeli ve Ellis Adası ziyaretinizi gerçekleştirmeniz olacaktır. Bu şekilde gününüzü çok daha verimli kullanabilirsiniz. Tekne önce Ellis adasına uğruyor. Ellis adası ABD’ye gelen ilk göçmenlerin işlemlerinin yapıldığı ilk durak olmuş ve daha sonra müze haline getirilmiş. Eğer bu insanlar kimlermiş, nerelerden gelmişler, burada ne gibi işlemlere tabi tutulmuşlar gibi merakınız var ise mutlaka görmelisiniz. İnerken Özgürlük heykeline giden teknelerin saatine bakmayı unutmayın böylece Ellis adasında gezinizi tamamlayıp heykele giden teknelere binebilirsiniz. Ellis adası ilginizi çekmezse direkt Özgürlük Heykeli’ne de devam edebilirsiniz. Özgürlük Heykeli’nin olduğu adada tekneden indikten sonra dönüş için saatleri kontrol etmeyi unutmayın. Ayrıca New Jersey’e de aynı yerden tekne kalktığı için hata ile yanlış tekneye binmeyin. Birisi sağ taraftan diğeri sol taraftan kalkıyor. Karıştırmanız zor ama ne olur olmaz hatırlatmak da fayda var. Daha detaylı bilgi almak isterseniz http://www.statueofliberty.org/ web sayfasına bakabilirsiniz. Biletler ile ilgili detayları da ekteki web sayfasından bulabilirsiniz. http://www.statueoflibertytickets.com/tickets/

Battery Park ve teknelerin kalktığı bölgeye 1 numaralı metro (kırmızı hatlı) ile South Ferry durağında inerek ulaşabilirsiniz. Bu durakta indikten sonra güneye yönelirseniz ‘Staten Island’a giden feribotların terminali var. Hata ile onlara binmeyin. Battery parkın içinden geçip nehir boyunca yürürseniz Özgürlük Heykeli’ne giden teknelerin kalktığı yeri göreceksiniz.

South Street Seaport: Battery Park’dan güney yönünde yürürseniz Staten Island’a giden feribot terminaline geleceksiniz. Terminali geçip 10 dakikalık bir yürüyüş sonrası South Seaport’a gelirsiniz. Eğer açsanız restoranlarda veya içerideki atıştırmalık bölümde karnınızı doyurabilirsiniz. İkinci ve üçüncü katın balkonlarına çıkıp Brooklyn Köprüsü manzarası izleyebilir hatta yorulan ayaklarınızı şezlonglara uzanarak manzara eşliğinde dinlendirebilirsiniz. Detaylı bilgiyi http://www.southstreetseaport.com/ web sayfasında bulabilirsiniz.
IMG_7770.jpgSouth_Seaport-14.jpg

Brooklyn Köprüsü: Manhattan ile Brooklyn’i birbirine bağlayan köprü 1883 yılında açılmış. Özellikle güzel bir günde köprünün üstendeki yaya yolundan yürüyerek geçebilir ve Downtown’a doğru güzel fotoğraflar çekebilirsiniz.
Brooklyn_Bridge-9.jpg

Wall Street, Federal Hall National Museum, Trinity Kilisesi: ABD’nin hatta dünyanın ekonomisinin şekillenip değiştiği Wall Street’e doğru yöneliyoruz. Wall Street’in olduğu yerde 1625 yılında Hollandalılar tarafından şehir kurulduğunda kuzey sınırını belirleyen bir duvar varmış. Ünlü New York borsasını görüp az ileride George Washington’ın heykelinin olduğu şu anda müze olan Federal binaya geleceksiniz. ABD’nin ilk anayasasının onaylanıp ülkenin kurulma çalışmalarının yapıldığı kongre binasını ziyaret edebilirsiniz. Wall Street’den, Broadway caddesi yönüne doğru yönelirseniz tüm ihtişamı ile Trinity kilisesini göreceksiniz. New York’un ilk kilisesidir ve 1846 yılında yangından sonra tekrar yapılmıştır. Orijinal kilise 1699 yılında yapılmış.
Trinity_Church-3.jpg

Dünya Ticaret Merkezi (9/11 Hatıra Alanı) : Broadway caddesinden kuzeye doğru döner ve yürüyüşünüze devam ederseniz Liberty sokağından itibaran herhangi bir sokaktan sol tarafa batı yönüne dönerek Dünya Ticaret Merkezinin olduğu bölgeye gelirsiniz. Şu anda yeni binanın yapımı sürüyor. Geçen senelerde 9/11 ile ilgili bilgiler veren bir bölüm vardı ancak şu an inşaattan dolayı böyle bir yer var mı yok mu bilemiyoruz. İnşaat alanını biraz dolaşırsanız bu sorunun cevabını bulacağınızdan eminiz. Yeni binanın 2013 yılında bitirilmesi ve 9/11 anma müzesinin de aynı tarihde açılması planlanıyor.
IMG_7725.jpgIMG_7722.jpg

Hemen inşaatın yakınındaki “Century 21” mağazasında markalı birçok ürünü uygun fiyata bulabilirsiniz. Alış-veriş severler için ideal yerlerden biridir.

Bowling Green, National Museum of American Indian: Eğer Wall Street’den, Broadway caddesine bağlanıp kuzey değil de güneye doğru yürürseniz New York’un en eski parkına gelirsiniz. Buranın en önemli özelliği ise Hollandalıların yerli Amerikalılardan 24 dolar karşılığı Manhattan adasını satın aldığı yerdir. (Bilgi Downtown Manhattan dergisinden alınmıştır) Ayrıca yaklaşık 3175 kiloluk Bronz’dan yapılmış boğayı görebilirsiniz. Eğer vaktiniz var ise parkın hemen karşısındaki Amerikan yerlileri ile ilgili müzeyi gezebilirsiniz.
Manhattan_Boga-2.jpg

ChinaTown ve Little İtaly: Çin mahallesi ve İtalyan bölgesi de mutlaka görülmesi gereken yerlerden diye düşünüyoruz. Eğer açsanız yemeğinizi İtalyan mahallesindeki restoranlardan birinde yiyebilirsiniz. Özellikle güzel havalarda dışarıda oturarak tadını çıkartabilirsiniz. Eğer aç değilseniz esperesso içip yorgunluğunuzu atabilirsiniz. Özellikle kahve seviyorsanız mutlaka bu bölgede denemenizi tavsiye ederiz. Zaten şehirde her köşe başında Starbucks göreceksiniz. Neredeyse bütün metro hatları sizi kolayca Çin ve İtalyan mahallesine ulaştıracaktır. ‘Canal Street’ civarındaki duraklara bakmanız yeter. Canal Street’in, Broadway ile birleştiği köşeden doğuya doğru yürürseniz her iki mahallenin tam ortasına gelmiş olursunuz.
IMG_7788.jpg
Little_Italy-8.jpg

Tribeca: Eğer Canal sokağından Çin ve İtalyan mahallelerinin batısına yürürseniz Tribeca bölgesine ulaşırsınız. Bu bölge de güzel kafeleri, restoranları ve alış-veriş mağazaları ile rağbet görmektedir.

Greenwich Village: Bu bölge özellikle 1. Dünya savaşı sonrası daha ucuz yaşam şartları sağladığı için sanatkarlar tarafından talep görmeye başlamış. Washington parkının yaklaşık olarak kuzey tarafında kalan bölge ‘village’ diye adlandırılıyor. Parkın sağ ve sol tarafı da ‘East Village ve West Village’ olarak adlandırılmış. Bu bölgede butik tarzda birçok restoran ve kafeler var. Ayrıca çeşitli sanat galerileri de görebilirsiniz.

Downtown’dan, Midtown’a doğru çıkarken Chelsea bölgesi ilgi çekici olabilir. Bu bölgede 250’nin üzerinde sanat galerisi olduğu tahmin ediliyor. Eğer ilginizi çekerse bu bölgede epey vakit geçirebilirsiniz.

Downtown’da gezdikten sonra metroyla Midtown’a doğru gelerek gezinize devam edebilirsiniz.

Empire State Binası: Manhattan’daki en yüksek bina özellikle açık havalarda eşsiz bir manzara sunmaktadır. Özellikle akşam üzeri gidip hem gündüzünü hem günbatımını hem de Manhattan’ın ışıltılı akşamını buradan izlemenizi tavsiye ederiz. Binanın gözlem katına çıkış bazen çok kalabalık oluyor ve 1-2 saat beklemeniz gerekebilir. Gözlem katına çıkışlar sabah 08:00’de başlıyor, en son bilet satışı gece 11:15’de ve gözlem katı gece yarısı kapatılıyor. 1931 yılında açılan bina 381 metre yüksekliği ile dünyanın en uzun binasıymış. Yapımı tam bir yıl 45 gün sürmüş. 86. katı gözlem katı olarak düzenlenmiş ve bu kat yerden 320 metre yüksektedir. 102. katta da ayrıca gözlem bölümü yapmışlar. Biz gittiğimizde bu kata çıkılmıyordu. Ekteki web sayfasını hem detaylı bilgi hem de güncel bilet fiyatlarını görebilmeniz için ekliyoruz. http://www.esbnyc.com/ Eğer ilginizi çekerse Empire State binasından çıktığınızda 5. Caddede kuzeye doğru yürürseniz New York Kütüphanesini göreceksiniz.
IMG_0993.jpg

Times Square: Times Square’i anlatacak fazla söz yok. Gece veya gündüz her zaman kalabalık, gecesi gündüzüne göre daha etkileyici, şehrin kalbi diyebiliriz. Bazen inanılmaz kalabalık oluyor hatta yürümek, ilerlemek mümkün olmuyor ancak yine de ortamın havasını hissedebilmek çok güzel. Her şeye rağmen sonuçta etrafınızda doğal veya tarihi bir güzellik yok ancak eğer inasanların o çoşkusuna sizde katılırsanız mutlaka Times Square’de olmaktan zevk alırsınız. Oturmak için yapılmış olan platformun altında Broadway şovları, müzikalleri için bilet gişeleri var. Buradan inidirimleri takip etmenizi tavsiye ederiz. Mutlaka bilet alıp bir şovu görmelisiniz.
IMG_1322.jpg

Fifth Avenue: 5. Cadde ünlü alış-veriş mağazaları ile her zaman çok kalabalık oluyor. Yürüyerek kuzeye doğru çıktığınızda Rockfeller Center ve St. Patrick kilisesine geleceksiniz.

Rockfeller Center ve St Patrick Kilisesi: Rockfeller binası Manhattan’ın diğer bir yüksek binası ve bu binanın da üst katında gözlem bölümü var. Biz çıkmadık o yüzden Empire State binasının gözlem katı ile karşılaştıramıyoruz.Web sayfası http://www.topoftherocknyc.com/ . Her yıl Christmas dönemi bir ağaç Rockfeller Center’da süsleniyor. Kışın bu bölüme buz pateni pisti kurulur, yazın ise kafeterya var. Yaz ve kış sürekli kalabalık olur. 5. Cadde üzerinde hemen Rockfeller Merkezinin karşısında ise St. Patrick kilisesi var. Görülmeye değer.
IMG_1264.jpgDSC02546.jpg

Kuzeye doğru yürümeye devam edersek şehrin en önemli yerlerinden birine Central Park’a geleceğiz.

Central Park: Şehrin gürültüsünden bunalıp kaçacağınız bu parkta yorgunluğunuzu atabilirsiniz. Parkın güney girişinde bulunan fayton veya bisikletlerden kiralayarak parkı gezme imkanı bulabilirsiniz. Biz her zaman yürüyerek dolaşmayı tercih ettik. Her mevsim park çok güzel oluyor. Parkın içinde çocuklara yönelik küçük bir hayvanat bahçesi var. Eğer çocuğunuz var ise götürebilirsiniz. Parkta geçireceğiniz birkaç saat eminiz ki gezmek için size daha fazla enerji verecektir.
Central_Park_2008-9.jpg

Harlem: 1998 yılında geldiğimizde beyazların Harlem’e gündüz dahi gitmesi tavsiye edilmiyordu. Hatta geldiğimiz dil okulu tarafından düzenlenen bir tur vasıtası ile bir müzeye gitmiştik. Ancak Harlem artık eski Harlem değil ve çeşitli tanıtım turları düzenleniyor. İlgisi olanlar ekteki web sayfasında daha fazla bilgi bulabilirler. http://www.harlemheritage.com/

Birleşmiş Milletler binasına ziyatretçi almadıklarını biliyoruz. Hatta iş nedeniyle gitmem gerekiyordu ancak şirketimizden Amerikalı bir mühendisin gelmesini istedikleri için Birleşmiş Milletler binası için yapılan çalışmada yer alamadım. Yeri gelmişken ihtiyacınız olursa New York Türk konsolosluk binası Birleşmiş Milletler binası ile karşılıklı yer alıyor.

Müzeler:

Central Park’ın etrafında üç tane güzel müze var. Bunlardan bir tanesi Metropolitan, diğerleri de Amerikan Doğa Tarihi (National Museum of American History) ve Guggenheim müzeleridir. Eğer Washington DC’ye yani başkente gidecekseniz Doğa Tarihi Müzesine Manhattan’da gitmenize gerek yok. Başkentteki müzeler ücretsiz. Her iki müze de kesinlikle ziyaret edilmeye değer, özellikle Metropolitan müzesini mutlaka ziyaret etmelisiniz. Metropolitan Müzesi ile ilgili daha detaylı bilgiler için web sayfası http://www.metmuseum.org/. Doğa tarihi müzesi ile ilgili bilgilere de http://www.amnh.org/ web sayfasından ulaşabilirsiniz. Guggenheim Müzesi 20. ve 21. yüzyıl sanat eserlerinin sergilendiği bir müzedir. Detaylı bilgiler için web sayfası http://www.guggenheim.org/new-york . Bu üç müze tahminimizce en çok bilinen ve ziyaret edilenlerdir. MOMA (The Museum of Modern Art) müzesi de ilginizi çekebilir. MOMA ile ilgili daha detaylı bilgiyi de ekteki web sayfasından bulabilirsiniz. http://www.moma.org. “Intrepid” isimli ABD donanmasına ait uçak gemisi müze haline getirilmiş, eğer ilginiz varsa Intrepid Sea, Air and Space Müzesi’ni ziyaret edebilirsiniz. Güncel bilgiler için web sayfası http://www.intrepidmuseum.org/.

Eğer daha detaylı araştırırsanız Manhattan’da karşınıza onlarca müze çıkacaktır. İlginize ve merakınıza göre ziyaret etmek istediklerinize gidebilirsiniz.

Restoran ve Kafeler:

Maalesef New Jersey’de yaşadığımız yıllarda Manhattan’da gittiğimiz restoran ve kafeleri hakkında herhangi bir not tutmadığımız için birçoğunun isimlerini hatırlayamıyoruz. Şehirde dünyanın istediğiniz mutfağından restoranlar bulma konusunda sorun yaşamayacağınız kesin. Ayrıca derseniz ki ağzımın tadına göre yiyecek bir şeyler bulamıyorum, yeni tatlar denemekten hoşlanmıyorum birçok Türk restoranın da bu sorunu çözebilirsiniz. Times Square meydanında yer alan Hard Rock Cafe, Bubba Gump hem dinlenip hem de karnınızı doyurabileceğiniz zevkli mekanlardan olabilir. Biz Manhattan’daki Hard Rock Cafe’de hiç yemedik ama ABD’nin diğer şehirlerinde yedik ve kalitesinin aşağı yukarı aynı olacağını düşünürsek iyi bir öğlen yemeği alternatifi olabilir. Bubba Gump’da birden fazla yemek yedik ve her seferinde memnun kaldık, kesinlikle tavsiye ederiz. İki bira, iki ana yemek ve önden bir aperatif tabağı yaklaşık 60 dolar geliyor. Daha atıştırmalık ve hafif yemek düşünürseniz Sbarro pizzacısını birçok yerde görebilirsiniz veya bazı köşe başlarında genelde Pakistan veya Arapların yaptığı aparitif ekmek arası yiyecekleri deneyebilirsiniz. Eğer Times Square civarında bir Türk restoranına gitmek isterseniz 47. Sokak üzerinde (6. ve 7. Caddeler arası olacak) Dervish restoranı tavsiye ederiz. http://www.dervishrestaurant.com/index.html

Yemek konusunda eğer farklı lezzetler arıyorsanız ekteki bilgileri incelemenizi tavsiye ederiz. http://en.wikipedia.org/wiki/Cuisine_of_New_York_City

Ayrıca Brooklyn bölgesinde Liman restoran özellikle Türk usulu balık yiyebileceğiniz keyifli bir mekandır. http://www.limanrestaurant.com/ Yine aynı bölgede Masal Evi hem kahve için hem de sabah kahvaltısı için güzel bir tercih olabilir. Her iki yerde JFK havaalanına yakın sayılır.

New Jersey’deki Türk mekanları hakkında bilgileri New Jersey yazımızdan okuyabilirisniz.

Alış-Veriş: Alış-veriş sevenler için de bir paragraf açalım diye düşündük. Eğer vaktiniz yeterince varsa Woodbury Outlet mağazalarına gidebilirsniz. http://www.premiumoutlets.com/outlets/outlet.asp?id=7 Genelde oteller veya turizm acentalarının çoğu bu mağazalara gidebilmeniz için var olan turlar hakkında bilgi verebilirler. Ayrıca outlet web sayfasında da ulaşım ile ilgili bir bölüm var. Biz bu mağazalara New Jersey’de yaşadığımız dönemde ihtiyacımız olduğu zaman gidiyorduk. Birçok markanın ürününü tek bir yerde bulup bir günde istediklerinizin çoğunu alabilirsiniz.

Eğer kamera, bilgisayar tarzı elektronik bir şeyler almayı planlıyorsanız tavsiyemiz Downtown’daki J&R mağazası. http://www.jr.com/information/directions.jsp. New York eyaleti dışında da kalacak ve yeterli vaktiniz varsa bu mağazanın internet sayfasından alış-veriş yapabilirsiniz. Bu sayede aldığınız ürünün vergisini de ödememiş olursunuz. Biz şimdiye kadar kamera, bilgisayar gibi birkaç büyük parça aldık ve memnun kaldık.

Ayrıca Midtown’daki Macy’s alış-veriş merkezinde istediğiniz birçok ürünü bulabilirsiniz.
Bunlar haricinde şehrin hemen hemen turistik olarak gezdiğiniz her yerinde hem elektronik hem de giyim üzerine çok fazla mağaza var.

Güvenlik: Büyük şehirlerin en büyük sorunu olan güvenlik özellikle turistlerin çok fazla olduğu yaz aylarında Manhattan için de en büyük sorunlardan bir tanesi denilebilir. Kalabalık ortamlarda çantalarınıza dikkat etmenizde fayda var. Özellikle Midtown civarı yazın 24 saat canlılığını koruduğu için güvenlidir. Genel olarak biz herhangi bir sorun yaşamadık. Dikkat edilecek konular hep aynı etrafınızı iyi gözlemleyin, şüpheli bir durum sezerseniz hemen daha kalabalık bir ortama doğru gidiniz gibi her yer için geçerli tavsiyeler olacaktır. Macys gibi büyük alış-veriş merkezlerinde çantalarınıza ayrıca özen gösterin. Ziyaretimize gelen bir arkadaşımızın çantasının ağzı açılmıştı ama içinden bir sey alınmadan fark ettik ve yapan kişi hiç çaktırmadan yanımızdan uzaklaştı.

Ne Zaman Gitmeli: Bizce en güzel dönem Mayıs – Haziran ayının ilk haftaları ile Eylül ayı diyebiliriz. Eğer şanslıysanız ve fazla yağmur yağmaz ise geziniz çok daha zevkli olacaktır. Amacınız geziden çok alış-veriş ise her daim indirimler oluyor ama özellikle Thanksgiving sonrası ve Christmas-yılbaşı sonrası ekstra indirimler olur. Tabiki beden ve ürün fazla kalmıyor.

Kalacak yer hakkında bilgiler: Manhattan’da hemen hemen her mevsim otel fiyatları yüksektir. Eğer bütçenize göre otel bulamazsanız tavsiyemiz Queens (Long Island City), veya New Jersey tarafında kalıp toplu taşıma araçları ile Manhattan’a gidip gelmektir. New Jersey-Manhattan arası otobüs veya tren ile ulaşımın tek yön kişi başı 7-8 dolar civarı olduğu aklınızda olsun. www.priceline.com web sayfasından kendi fiyatınızı vererek Manhattan veya civarında uygun otel yakalamayı deneyebilirsiniz.
İş nedeniyle gittiğimde Manhattan bölgesinde kaldım ve otelleri www.priceline.com web sayfasından ayarladım.

Wellington Hotel: Vergi dahil bir gece oda fiyatı 200 dolardı. Güncel fiyatlar ve adresi için web sayfası http://www.wellingtonhotel.com/. Otel eski ama temiz, konumu mükkemmel. İki odası ve iki banyosu olan odalarında kaldım ama bütün odaları aynı mı bilmiyorum. Tek kötü tarafı caddeye bakan odalarında kalacak olursanız dışarının gürültüsü aynen içeride olması.

Holiday Inn Express: Vergi ve kahvaltı dahil bir gece oda fiyatı 250 dolardı. Yeri 39.sokak ile 8.-9. caddeler arasında. Bina yeni, odaları temiz ve konumu fena değil.

Washington Jefferson Hotel: Vergi dahil bir gece oda fiyatı 190 dolardı. Eski bir otel ama temiz, konumu da fena değil. Kaldığım odası (petite room diye geçiyor) çok küçüktü ama bütün odaları değil. Odanın klimasının sadece soğuk tarafı vardı ve ısıtma sistemi yoktu. Kış dönemi olduğu için ısıtıcı istemiştim ve getirmişlerdi. Güncel fiyatlar ve adresi için web sayfası http://www.wjhotel.com/.

Tavsiyeler

  • Gezmek istediğiniz yerlerin planlaması esnasında New York şehri City Pass seçeneğini de incelemeniz faydalı olabilir. Bu “Pass” sayesinde 6 tane gezilecek yeri tek bir fiyat ile alıyorsunuz. Hem rakamsal olarak uygun oluyor hem de bildiğimiz kadarı ile gittiğiniz tüm yerlerin girişlerinde önceliğiniz oluyor. Özellikle turistlerin çok yoğun olduğu yaz aylarında faydalı olabilir. http://www.citypass.com/newyork?mv_source=rkg&creative=11224590629&adpos=1t1&gclid=CMGx9rbYgLACFUQaQgodHzKGSg
  • Üstü açık iki katlı otobüsler ile şehir turu yapan farklı firmaları özellikle Times Square civarında fazlaca göreceksiniz. Birkaç tanesine bakıp, pazarlık yapabilirsiniz. Biz böyle bir tur yapmadık dolayısı ile değer mi değmez mi bir şey söylüyemiyoruz.
  • Circle Line firmasının tekneler ile yarım Manhattan adası, tam Manhattan adası , akşam yemekli gibi tarzlarda farklı gezi seçenekleri var. Özellikle güzel bir havada akşama doğru alınacak bir tur hoş olabilir.
  • Elektrik voltajı 110 Volttur ve fiş girişleri yuvarlak değil düzdür. Eğer buradayken kullanmak için Türkiye’den elektrikli bir alet getiriyorsanız bunları göz önünde bulundurmanızda fayda var.
  • Eğer basketbol seviyorsanız ve NBA sezonunda geldiyseniz Madison Square Garden’da bir basketbol maçına gitmenizi mutlaka tavsiye ederiz.
  • Broadway şovlarının indirimli listesini takip edip mutlaka birini izlemenizi tavsiye ederiz.
  • New York Konsolosluğumuzun adresini ve telefon numaralarını ihtiyacınız olursa diye ekliyoruz. Adres: 821 United Nations Plaza, New York, NY 10017

Telefon: +1 (646) 430-6560 / +1 (646) 430-6590 (Konsolosluk Çağrı Merkezine 1-888-566-76-56 numaralı telefondan 7 gün 24 saat ulaşılabilmektedir)

www.facebook.com/pages/AyferOnur-Seyahatnamesi/

  • Eğer ABD’yi kapsayan bir sağlık sigortanız yoksa sağlık hizmetlerinin çok pahalı olduğunu sakın unutmayın. Doktor reçetesi olmadan reçeteli ilaçlar satılmıyor, o yüzden düzenli kullandığınız ilaçlarınız varsa yanınızda getirin. Antibiyotikler de reçeteli satılan ilaçlar grubunda o yüzden yanınızda bulundurmanızı tavsiye ederiz. İlaçlar bizdeki gibi ayrı eczanelerde değil marketlerin içindeki eczane bölümlerinde satılmaktadır. Reçetesiz ilaçları (ağrı kesici, vitaminler, kremler vs.) marketlerin raflarında bulabilirsiniz.

Posted by ayferonur 19:32 Archived in USA Tagged living_abroad Comments (2)

Los Angeles

California

sunny 23 °C

Bu yazımızda Los Angeles’a turistik gezi yapacaklara veya yaşamayı düşünenlere elimizden geldiğince bilgi vermek ve deneyimlerimizi paylaşmak istedik. 2004 yılının Kasım ayında taşındığımız Los Angeles’da 37 ay kalıp 2007 yılı Aralık ayında New Jersey’e geri döndük. Los Angeles’dan ayrılalı tam 4,5 yıl oldu ancak hala burnumuzda tütüyor. Neleri özlemiyoruz ki; ılık kışlarını, rutubetsiz ve çok sıcak olmayan yazlarını, her hafta sonu deniz kıyısında yaptığımız yürüyüşleri, muhteşem gün batımlarını, stressiz iş ortamını ve huzurlu apartman sitemizi özlemle anıyoruz.
2003 yılında New Jersey’de yaşarken ne olur ne olmaz Türkiye’ye kesin dönersek görme imkanımız zor olur diye 8 günlüğüne Los Angeles, San Diego, Las Vegas ve Grand Canyon gezisi yapmıştık. Los Angeles’da, geçirdiğimiz 3-4 gün çok hoşumuza gitmişti. Özellikle sert bir New Jersey kışı ardından gittiğimiz Los Angeles’ın havası, açık havadaki restoran ve kafeleri, sahilleri bize çok cazip gelmişti. O zaman eşimle beraber eğer olur da Los Angeles’dan bir iş teklifi gelirse hiç düşünmeden kabul ederiz diye mutabık kalmıştık. Dileğimiz bu seyahatten yaklaşık 1,5 yıl sonra gerçekleşmiş ve Los Angeles’a taşınmıştık.

Los Angeles’da kaldığımız süre boyunca Orange County’nin Irvine bölgesinde yaşadık. Yaşadığımız yer, Los Angeles’ın merkezini eğer Downtown olarak düşünürsek yaklaşık 45-50 dakika kadar güneyde kalıyor. Malum Los Angeles’ın suç oranı yüksek olan bölgeleri de var. Ancak Irvine eğitim ve gelir düzeyi tüm ABD’deki şehirler arasında en yüksek olanlardan bir tanesi dolayısı ile suç oranı da çok düşük. Biz kaldığımız süre boyunca hiç bir problem ile karşılaşmadık ve duymadık.

Ulaşım: Şehirde metro sistemi var fakat biz hiç kullanmadık. Eğer detaylı bilgi almak isterseniz http://www.metro.net/around/maps web sayfasını inceyebilirsiniz. Ancak hem sahilleri hem de tema parkları (Universal Stüdyoları, Disneyland) ziyaret etmeyi düşünüyorsanız araba kiralamak mecburiyetinde kalırsınız. Özellikle mesai günleri sabah ve akşam saatlerinde Los Angeles’daki otoyolların hemen hemen hepsi çok yoğun olur. Genelde otoyollardaki en sol şeritlere ‘carpool lane’ denir ve iki kişi ve üzerindeyseniz bu şeridi kullanabilirsiniz. Ana otoyolların hepsi Kaliforniya eyaletinde ücretsizdir ve adları ‘freeway’ dir. Bununla beraber Los Angeles’ın güneyinde bazı ücretli otoyollar da mevcuttur.

Havaalanları: Los Angeles’ın en büyük ve bilinen havaalanı LAX’dir. THY 2011 yılından itibaren İstanbul’dan her gün karşılıklı olarak aktarmasız uçuyor. Birçok Türk tanıdığımız THY’nin seferleri başlamadan önce özellikle Luthfansa ile Almanya’dan aktarma yaparak gidip geliyorlardı. LAX ile ilgili detaylı bilgileri http://www.lawa.org/welcomeLAWA.aspx web sayfasından inceleyebilirsiniz. Şehrin güneyinde Santa Ana bölgesinde ise “John Wayne” havaalanı var. Bu havaalanı küçüktür ve ABD içi uçuşlar yapılmaktadır. Ayrıca biz bu havaalanını kaldığımız yıllarda THY’nın Şikago aktarmalı İstanbul uçuşları için kullandık. Şehrin doğusunda olan “Ontario” havaalanı da ABD içi uçuşlar için kullanışlı olabilir. Ayrıca “Long Beach” havaalanı da ABD içi uçuşlar için kullanılabilir. Özellikle “Jetblue” havayolları ile bu havaalanına bir çok bölgeden daha uygun fiyata uçak bileti bulabilirsiniz.

Gezilecek, görülecek yerler:

Önce genel olarak sahiller hakkında aklımızdakileri aktaralım. Eğer Los Angeles’daysanız mutlaka ama mutlaka güneş batımının birinde herhangi bir sahilde olmaya çalışın. Gün batımını izlemeyi sevenler için gerçekten keyifli olacaktır. Bizim favori lokasyonumuz ise Newport plajına yakın “Corona Del Mar” bölgesidir.

Laguna Plajı: LAX havaalanına göre şehrin güneyinde gidebileceğiniz en güzel sahil Laguna Plajıdır diyebiliriz. Özellikle yaz aylarında hafta sonları çok kalabalık olduğunu hatırlatalım. Butik otelleri, restoranları, kafeleri, sanat galerileri ile yerli turistler tarafından da talep gören oldukça cazip bir bölgedir. Kesinlikle güneşin batışının izlenebileceği en güzel sahillerden bir tanesidir. Ayrıca bu bölgede farklı mutfakların lezzetlerini tadabileceğiniz çok güzel restoranlar var. Türk bir ailenin işlettiği “GG’s Bistro” bazen maç izlediğimiz bazen Türk arkadaşlarımız ile buluştuğumuz restoranlardan bir tanesiydi. Web sayfalarını ekliyoruz. http://www.ggscafebistro.com/4776.html
Laguna_Beach-47.jpg
Corona Del Mar: Bizim favori gün batımı lokasyonumuzdur. Gün batımına yakın ister çayınızı-kahvenizi ister şarabınızı alın Corona Del Mar’ın kayalıklar üzerindeki geniş çimlerinde kendize göre beğendiğiniz bir yerde oturun ve güneşin batışının tadını çıkartın.
Newport_Lo..int-103.jpg
Newport Plajı: Özellikle yaz ayları öğrencilerin ev kiraladığı Newport Plajı kalabalık olur. Sahildeki restoran ve kafeler daha çok öğrencilere hitap eder. Eğer daha farklı restoran düşünceniz var ise Newport sahilinin hemen başlangıcında marina bölümündeki restoranlar denenebilir. Romantik bir gece geçirmek isterseniz marina tarafında organize edilen gondolla akşam yemeği gezisine katılabilirsiniz. Türk mutfağına yakın bir lezzet ararsanız yine marinanın başlangıcında bir Ermeni restoranı var, sahipleri de gayet hoş sohbetler...
Newport_Beach-37.jpg
Balbao Adası: Eğer Newport Plajı civarındaysanız ve deniz kıyısında güzel bir yürüyüş yapmak isterseniz mutlaka Balbao adasına gidiniz. Ada karaya bağlıdır. Adaya girdikten sonra arabanızı müsait bir yere bırakabilirsiniz. Sokak aralarında mutlaka park edecek yer bulunuyor. Daha sonra adayı çevreleyen yürüyüş yolunun tadını çıkartmalısınız. Eğer açsanız adadaki ana caddenin üzerindeki şirin restoranlardan herhangi birisini deneyebilirsiniz. Kesinlikle pişman olacağınızı sanmıyoruz. En çok özlediğimiz yerlerden biri Balbao adasının o sıcak atmosferi diyebiliriz.
Balboa_Island-22.jpg
Huntington Plajı: Yılın hemen hemen her zamanında sörfçüleri dalga beklerken bulabileceğiniz bu plaj oldukça uzundur. Denizin yazın dahi çok sıcak olmadığını hatırlatalım ayrıca okyanustan gelen rüzgar sizi serinletmeye yeter. Huntington Plajı’nı cazip yapan yanlarından bir tanesi çeşitli restoranları, barları, kafeleri, hediyelik eşya dükkanları ile okyanusa dik gelen caddesidir. Hafta sonları özellikle çok kalabalık ve eğlencelidir. Bu cadde üzerinde denemediğimiz bir Türk restoranı da var.
Huntington_Beach-71.jpg
Long Beach Plajı: Eğer Los Angeles’da akvaryuma gitmek isterseniz Long Beach’e gitmelisiniz. Akvaryumun olduğu yerde birkaç restoranın olduğu bir bölge var. Bizim favori restoranımız Bubba Gump’ın da yeri var ama Manhattan’daki kadar lezzetli değildi. Ayrıca burada çok güzel yürüyüş yapabileceğiniz yerler var. Queen Mary gemisi hem restoran hem otel hem de müze olarak limanda duruyor. Biz içini gezmedik ama farklı bir tecrübe olabilir. Marinasında restoranlar, çocuk oyun alanları, hediyelik eşya satan dükkanlar, barlar vs. var.

Palos Verdes: Şimdi başka bir favori mekanımızı anlatmak istiyoruz. Long Beach plajı ile Redondo plajı arasında sahil yoluna girerseniz müthiş bir Pasifik manzarası sunduğunu göreceksiniz. Bu bölgede müsait bir yerde durabilir ve manzaranın tadını çıkartabilirsiniz. Eğer kahvenizi içmediyseniz bu yolun ortalarında bulunan ve manzaraya hakim tepedeki Starbucks’ı tavsiye ederiz. Kış aylarında bile dışarıda yanan şöminesi ile çok zevkli bir zaman geçirmenizi sağlayacaktır. Bizim evimize uzak olmasına rağmen ortamı için sık sık gittiğimiz bir yerdi. Gün batımını anlatmaya bile gerek yok bizce oradaysanız gitmelisiniz. Starbucks’ın sol tarafında kalan “The Admiral Risty” restoran hem mekan hem de yemekleri bakımından güzeldi. Fiyatlar ve menüsü için web sayfası http://www.admiralristy.com/.
Palos_Verdes-12.jpg
Venice Plajı: Los Angeles’ın en renkli plajlarından bir tanesi diyebiliriz. Sahilde açık alandaki spor tesislerinde vücut çalışanlar, paten kayanlar, çeşitli el ürünleri satılan tezgahları ile yazın en kalabalık sahillerden bir tanesidir.
Venice_Beach-3.jpg
Santa Monica Plajı: En çok turisti görebileceğiniz plajdır. Sahili, sahildeki iskele üzerindeki eğlence tesisleri ve Santa Monica downtown denilen bölgesinde trafiğe kapalı 3 nolu caddesi ile her zaman kalabalıktır. Bu cadde özellikle hafta sonları çok kalabalık oluyor. Restoranlar, kafeler ve alış-veriş merkezleri ile her zaman favori mekanlardan bir tanesidir. Plajdan sonra kayalıkların üzerindeki parka doğru giderseniz birçok evsizin bu parkı mekan tuttuğunu göreceksiniz. Aslında bu tür yerler ABD’nin büyük evler, büyük yollar, büyük arabalar şeklinde görülen yanının çok da doğru olmadığını kanıtlayan mekanlar. Bizce mutlaka görülmeli; çünkü gezdiğiniz ülkenin aslında reklam harici ne durumda olduğunu bu tür yerlerde görüyorsunuz. Bir yanda lüks evler, oteller, restoranlar ve arabalar hemen yanı başında ise evsiz insanlar.

Malibu Plajı: Birçok film yıldızına ev sahipliği yapan Malibu plajını da görmeden olmaz. Her ne kadar araba ile sahil yolundan gidiyorsanız okyanusa sıfır yapılmış evlerden dolayı okyanusu görmek zor ancak ortamın farklılığını hissedebilirsiniz.

Açıkcası haritadan bakarsanız Dana Point’den Malibu plajına kadar olan bölgeyi sahilden gezerek gitmelisiniz. Burada yazamadığımız onlarca plajdan, alış-veriş merkezlerinden ve birbirinden güzel manzaraları sunan parklardan geçeceksiniz.
Plajlardan sonra Tema parkları ile devam edelim.

Universal Stüdyoları: Universal Stüdyoları tek kelime ile etkileyiciydi. Özellikle içeride alınan 1 saatlik stüdyo turunda bildiğimiz birçok filmin çekildiği setleri gezmek çok güzeldi. Ayrıca filmlerde yapılan bazı çekim hileleri ile ilgili yarım saat kadar bir gösteri vardı. Detayların hepsi aklımızda değil ancak içerikli ve öğreticiydi. Genel olarak Universal Stüdyoları turundan memnun kalmıştık. Fiyatlar ve güncel bilgiler için web sayfası http://www.universalstudioshollywood.com/ .

Disneyland: Anaheim bölgesinde yer alan Disneyland, downtown’a göre Los Angeles’ın güneyinde yer almaktadır. “Disneyland” ve “Disney California Adventure” tema parkları yan yanadır. Yaşınız ne olursa olsun Disneyland’da çocuklar gibi eğlenmek insanı çok rahatlatıyor. İlk 2003 yılındaki Los Angeles seyahatimizde Disneyland’a gittik ve inanılmaz hoşumuza gitti. Bir gün dahi olsa hiç bir şeyi umursamadan tekrar çocuk gibi olabilmek çok güzeldi. “Disney California Adventure” park ise daha çok yetişkinler düşünülerek dizayn edilmiş. Güncel bilgiler için web sayfası http://disneyland.disney.go.com/. “CityPass Southern California” bileti ile birden fazla tema parkı daha uygun fiyata gezme fırsatı yakalabilirsiniz web sayfaları http://www.citypass.com/southern-california .

Six Flags: Eğer biraz heyecan biraz adrenalin istiyorsanız mutlaka Six Flags’e gitmelisiniz. Biz 2002 yılında New Jersey’de gitmiştik. Birbirinden farklı rollar-coaster’lara binerek heyecanlı bir gün geçirebilirsiniz. Güncel fiyatlar ve bilgiler için web sayfası http://www.sixflags.com/magicmountain/ .

Sahiller ve tema parklarından sonra görülecek yerleri anlatmaya devam edelim.

Hollywood: Film yıldızlarının el ve ayak izlerinin olduğu, kaldırımlarında da ünlü karakterlere ithafen yıldızların olduğu Hollywood turistik açıdan mutlaka görülmesi gereken yerlerden bir tanesidir. Ünlü “Kodak Tiyatrosu” da buradadır. Ayrıca tiyatronun yan tarafındaki plazada alış-veriş mağazaları, restoranlar ve kafeler vardır. Plaza’nın içindeki California Pizza Kitchen favori restoranlarımızdan bir tanesidir. Meşhur “Hollywood” yazısının fotoğrafını çekmek isterseniz plazanın üst katlarından yakalabilirsiniz. 2003 yılında Hollywood bölgesine giderken gözümüzde farklı canlandırmıştık. Açıkcası Kodak Tiyatro binasının haricinde doğru düzgün hiçbir yer göremeyince hayal kırıklığına uğramıştık. Hatta o zaman yaptığımız video çekimimizde de bu şaşkınlığımızı dile getirmişiz.
Hollywood-8.jpg
Beverly Hills: Los Angeles’ın kalbi diyebiliriz. Lüks evler, arabalar, alış-veriş merkezleri ile her an filmlerde izlediğiniz artistleri görebileceğiniz bir bölgedir. Buradaki “Rodeo Drive” çevresinde birçok restoran, kafe ve lüks mağazalar vardır. Ayrıca Beverly Hills civarında araba ile dolaşırken bile etraftan etkilenmemek elde değil. Her ne kadar bizim gözümüz bu bölgedeki hayatın zenginliğinde olmadığı için bize hiçbir zaman çok cazip, sürekli gidilecek bir mekan olarak gelmemiştir.

Sunset Caddesi: Beverly Hills’den çıkıp Sunset caddesinde okyanus tarafına doğru giderseniz yolda birçok gece kulübü, bar,restoran ve kafeler göreceksiniz, ayrıca bu yolda ara ara binaların arasında çok hoş Los Angeles manzarasına tanık olabilirsiniz.

Downtown: Los Angeles’ın, Downtown bölgesi de ABD’deki tüm metropol şehirleri gibi gökdelenler ile çevrilidir. Bu bölgede çok fazla işyeri vardır. Eğer Staples Center’da veya Kongre merkezinde bir aktivite yoksa hafta sonları sakin ve sessiz olur. Gittiğiniz dönemde NBA maçları varsa mutlaka Lakers’ın bir maçına gitmenizi tavsiye ederiz. Staples Center’da özellikle Lakers’ın maçlarındaki şovlar görülmeye değer.

Exposition Park: Eğer gelmişken bir iki de müze göreyim derseniz, müzelerin çoğu bu parkta toplanmış. Natural History Museum of Los Angeles County ve California Science Center ilginizi çekebilir. Park ile ilgili bütün bilgileri http://www.expositionpark.org/welcome web sayfasından bulabilirsiniz. Daha önce aynı tarz müzeleri New York, Şikago ve Washington DC’de gezdiğimiz ve gelen misafirlerimizden de gitme talebi gelmediğinden bu parkı görmedik.

Eğer arabanız varsa Santa Monica dağları üzerindeki “Mulholland drive” caddesinden çok güzel Los Angeles manzarası izleyebilirsiniz. Los Angeles’daki “Çin mahallesi” de eğer ABD’de başka bir şehirde gitmediyseniz mutlaka görülecek yerler listenizde olsun. “Griffith Park” şehrin en büyük yeşil alanı. İçinde hayvanat bahçesi ayrıca gözlem evi mevcut.

Eh, ABD’ye kadar geldik alış-veriş yapmadan olur mu diyorsanız fırsat buldukça gittiğiniz her yerde alış-veriş mağazaları göreceğinizden emin olabilirsiniz. Ama sırf bu iş için özel zaman yaratırım diyorsanız; outlet mağazaları toplu alış-veriş için en ideal yerler. Citadel Outlets’e Anaheim bölgesindeki birçok otelden ücretli servisler var. Detayları http://www.citadeloutlets.com/ web sayfasında bulabilirsiniz. Rancho Cucamonga bölgesinde olan Ontario Mill bizim tercih ettiğimiz outlet alış-veriş merkeziydi. Web sayfası http://www.simon.com/mall/?id=1258. Orange County bölgesinde diğer bizim gittimiz alış-veriş merkezleri: South Coast Plaza-Costa Mesa, Fashion Island-Newport Beach ve Irvine Spectrum Center’dı. South Coast Plaza kapalı bir alış-veriş merkezi olup birbiri ile bağlantılı iki bölümden oluşmaktadır. Giyim mağazaları haricinde mobilya mağazaları, restoran ve kafeler de var. Fashion Island okyanus manzaralı, açık, katlı, lüks mağazaların ve restoranların olduğu bir alış-veriş merkezidir. Ayrıca her yıl yılbaşı döneminde civarın en büyük çam ağacı getirilerek süslenir. Irvine Spectrum Center ise daha küçük açık tarzda bir alış-veriş merkezidir. Restoranları, kafeleri, sineması, dönme dolabı ve kışın kurulan buz pateni pisti ile her daim renklidir. ABD genelinde yaygın olan T&J Maxx, Ross, Loehmann’s, Marshalls gibi mağazalarda da özellikle eski sezon markalı ürünleri uygun fiyatlara bulabilirsiniz.

Yazımıza günü birlik neler yapılabilir, nerelere gidilebilir şeklindeki öneriler ile devam ediyoruz. Yakın çevrede günü birlik görmek için gidilebilecek yerler Santa Barbara, Solvang, San Diego, Palm Springs olarak sıralanabilir. Ayrıca Catalina Adası, Temecula şarap bağları da ilginizi çekebilir. Las Vegas’da araba ile yaklaşık dört saat mesafededir.

Catalina Adası: Eğer vaktiniz varsa bir gününüzü Catalina Adası’nda değerlendirebilirsiniz. Los Angeles’daki birçok marinadan Catalina Adasına feribot seferleri oluyor. Biz NewPort plajındaki marinadan sabah erken saatlerinde olan bir feribot ile gitmiştik. Adada kalınacak yerler de mevcut ancak hafta sonları genelde dolu oluyorlar ve iki gecenin altında kalışı kabul etmiyorlar. Adanın merkezinden denize girebiliyorsunuz. Biz kano kiralayıp adanın güzel koylarını dolaştık. Daha sonra bir saatliğine Golf arabalarından kiralayıp adayı gezdik. Ulaşım, kalınacak oteller, turlar vs. hakkında detaylı bilgileri http://www.catalinainfo.com/ web sayfasında bulabilirsiniz.
2006_Catal..dasi-18.jpg
Temecula Şarap Bağları: Eğer San Fransisco’ya gitme ihtimaliniz yoksa ve şarap bağlarının olduğu bir bölgeyi ziyaret etmek isterseniz Temecula’ya gidebilirsiniz. Buradaki birçok şarap markasının bağlarını ziyaret edebilir, 10-20 dolar gibi bir rakam ödeyerek şarap tatma paketlerinden seçebilir ve beğendiğiniz şaraplardan satın alabilirsiniz.

Santa Barbara: Santa Monica’dan yaklaşık bir buçuk saat mesafede çok güzel bir sahil şehridir. Los Angeles’dan günü birlik gidilebilecek en iyi sahil beldesi diyebiliriz.

Solvang: ABD’deki bir Danimarka kasabasıdır. Los Angeles’dan yaklaşık 2 saat sürmektedir. Şehrin içine girdiğinizde tahminimizce kendinizi Danimarka’da küçük bir kasabada hissedebilirsiniz. Restoranları, kafeleri, yerel tatlıları, hediyelik eşya satan dükkanları ile şirin bir kasaba. Eğer vaktiniz var ise Solvang ve Santa Barbara’yı aynı günde gezebilirsiniz.

San Diego: Şehir içi, hayvanat bahçesi, plajları, SeaWorld, Legoland ve özellikle favorimiz La Jolla şehri ile görülmeye değer. Daha detaylı bilgi için San Diego ile ilgili yazımıza bakabilirsiniz.

Palm Springs: Çölde kurulmuş ve birçok aktivitenin yapılabileceği bir şehirdir. Biz teleferik ile şehire yukarından bakan bir tepeye çıktık. Tepede çeşitli noktalardan gördüğünüz yerler ve detaylı bilgiler var. Ayrıca çöl içinde yapılan çeşitli turlar, hayvanat bahçesi ve yakınındaki “Joshua Ulusal” milli parkı görmek de yapılacak diğer aktiviteler arasındadır. Şehir bulunduğu konum sayesinde kuru bir havaya sahiptir. Öğleden sonraları güneşin şehrin hemen yakınındaki dağ tarafından kesilmesiyle sıcaklık rahatsız etmez, ayrıca kış aylarındaki sert rüzgarlar dağlar tarafından yine kesildiği için havası ılıman kalır. Bu yüzden her zaman rağbet gören bir yerdir. Restoranlar, barlar, sanat galerileri vs. şehir merkezinde bir cadde üzerinde dizilmiştir. Hoş bir gün geçireceğinizden emin olabilirsiniz. Ayrıca her yıl dünyanın en iyi tenisçilerini misafir eder.

Big Bear Gölü: Yazın su sporları, kışın kayak sporları yapmak için Los Angeles’dan gidilecek en yakın yerdir. Detaylı bilgi için web sayfası http://www.bigbear.com/ .

Los Angeles’da nerede kalınır? Biz 2003 yılında gittiğimizde Beverly Hills’deki “Crowne Plaza” otelinde kalmıştık. Gecesi oda fiyatı iki kişi için 100 dolar civarı ödemiştik diye hatırlıyoruz; ama şimdiki fiyatları bayağı artmış duruyor. Otelden genel anlamda memnun kalmıştık. Odasında güvenlik kasası yoktu; ama değerli eşyalarınızı özellikle pasaportunuzu lobideki kasalara bırakabilirsiniz. Personel yardımcı oluyor. Son gecemizi şehir merkezinde yer bulamadığımız için LAX havaalanı bölgesinde “Sheraton” otelde kalmıştık ve uçak sesleri harici mennun kalmıştık. Ancak eğer sahile yakın olsun derseniz en turistik bölge olarak Santa Monica’yı tercih edebilirsiniz. Plaj, yiyecek ve alış-veriş üçlüsünü sunan en iyi bölge Santa Monica olacaktır.

Nerede yenilir? İlk gözünüze kestirdiğiniz Mcdonalds’da yemeyi düşünmüyorsanız; ABD genelinde yaygın olan zincir restoranları her zaman deneyebilirsiniz ve kaliteleri hemen hemen her yerde aynıdır. Los Angeles’da olan bazıları: California Pizza Kitchen (hamburger harici menüsü geniştir), Cheesecake Factory (menüsü çok geniştir, muhakkak yiyecek birşeyler bulabilirsiniz), Chili’s (Meksika restoranı ama sandöviç, hamburger de mevcut), Panera Bread (hafif atıştırmak için idealdir)... Bunlar dışında gittiğimiz çok restoran oldu ama birçoğunun adı aklımızda değil. Gittiğiniz her bölgede her kesime hitap eden restoranlar bulabileceğinizden emin olabilirsiniz. Genelde restoranların girişinde menüleri ve fiyatları oluyor, zevkinize ve kesenize göre seçebilirsiniz.

Irvine Spectrum Center’daysanız Javier’s Cantina&Grill favori yerimizdi hem ortamı güzel hem de yemekler lezzetliydi; ama kalitesinin zamanla düştüğünü okuduk. Dave&Buster’s ise diğer alternatif mekanımızdı.

Fotoğraf albümü için linki tıklayabilirsiniz. Los Angeles Fotoğraflarımız

www.facebook.com/pages/AyferOnur-Seyahatnamesi

Tavsiyeler:

  • Özellikle yaz aylarına girmeden deniz tarafından gelen yoğun bir sis tabakası oluyor. Bu tabaka genelde sahil şeridini kaplıyor ve öğleden sonra dağılıyor.
  • Havaalanına gidiş ve araba ile gezi planını yaparken Los Angeles’ın yoğun trafiğini mutlaka göz önüne alınız.
  • Tüm ABD ile ilgili yazılara eklediğimiz elektrik bilgisini unutmayın. Voltaj 110 Volt, priz girişleri farklı ve aparata ihtiyaç oluyor.
  • Eğer ABD’yi kapsayan bir sağlık sigortanız yoksa sağlık hizmetlerinin çok pahalı olduğunu sakın unutmayın. Doktor reçetesi olmadan reçeteli ilaçlar satılmıyor, o yüzden düzenli kullandığınız ilaçlarınız varsa yanınızda getirin. Antibiyotikler de reçeteli satılan ilaçlar grubunda o yüzden yanınızda bulundurmanızı tavsiye ederiz. İlaçlar bizdeki gibi ayrı eczanelerde değil marketlerin içindeki eczane bölümlerinde satılmaktadır. Reçetesiz ilaçları (ağrı kesici, vitaminler, kremler vs.) marketlerin raflarında bulabilirsiniz.

Posted by ayferonur 19:21 Archived in USA Tagged living_abroad Comments (0)

San Francisco

overcast 14 °C

Los Angeles’da yaşadığımız dönemde iki ve New Jersey’de yaşadığımız yıllarda bir kez olmak üzere 3 kez San Francisco’ya gittik. İlk gidişimiz 2004 yılı Kasım ayındaydı ve 4 gün kaldik. İkinci gidişimiz Türkiye’den gelen kardeşimiz ile 2006 yılı Mayıs ayındaydı ve 3 gün kaldık. En son 2008’de iş nedeniyle bir haftalığına gittik. ABD’de en çok sevdiğimiz şehirlerden bir tanesi olan San Francisco, limanı, plajları, Golden Gate Köprüsü, tramwayı, ufak tefek kafeleri,restoranları ve sürekli canlı olması ile bize hep çekici geldi. İlk iki gidişimizde kendi arabamız ile Los Angeles’dan ve son gidişimizde New Jersey’den, San Francisco uluslararası havaalanına Amerikan Havayolları ile geldik ve havaalanından araba kiraladık. Bize göre eğer bir ABD gezisi yapıyorsanız mutlaka San Francisco’yu planınızın içine dahil etmelisiniz.

Turistik amaç ile gelindiğinde kalınacak en güzel yer Fisherman’s Wharf bölgesi olacaktır. Eğer burada otel ayarlayamazsanız Union Square/Downtown bölgesi ikinci tercihiniz olabilir. Biz ilk iki gidişimizde Union Meydanına yakın otellerde kaldık. Union Meydanından sürekli geçen tramway (cable car) Fisherman’s Wharf’a rahatça ulaşmanızı sağlayacaktır.

1906 yılında yaşanan deprem sonrası oluşan gaz kaçakları neticesinde çıkan yangında maalesef şehrin büyük bir bölümü yanmış. Kısa zamanda toparlanıp şehri tekrar kurmuşlar.

Ulaşım: Şehirde ” BART “isimli raylı sistem mevcut ancak hatları, istasyonları ve bu sistem ile nereden nereye gidileceğini hiç kullanmadığımız için bilmiyoruz. Detaylı bilgiyi http://www.bart.gov/ web sayfasından edinebilirsiniz. Web sayfalarından bakınca şehrin her iki havaalanın birbirine bu sistem ile bağlandığını ve Downtown’dan da geçtiğini görebilirsiniz. Bu durumda eğer sadece San Francisco içinde gezi planı yapmışsanız arabaya ihtiyaç duymazsınız. Ancak şehrin dışındaki yerleri görmek için ihtiyacınız olduğu gün sayısı kadar araba kiralayabilirsiniz.

Şehrin içinde ulaşım için tramway (cable car), trolleybus ve otobüs kullanabilirsiniz. Kalacağınız süre ve kullanım sıklığınıza göre günlük veya haftalık paso almak daha avantajlı olabilir.

Ayrıca San Franciso’yu hakkıyla dolaşayım derseniz günlük bisiklet kiralamak da güzel bir seçenek olur. Özellikle Fisherman’s Wharf bölgesinde günlük bisiklet kiralayan bir çok yer görebilirsiniz. Şehrin bol inişli çıkışlı olduğunu da hatırlatalım.

Gezilecek, Görülecek yerler:

Şehir turları: Biz ilk gittiğimizde yarım günlük şehir turu ile Alcatraz turunu birlikte aldık.Kişi başı fiyatı 58 dolardı. Şehir turu Golden Gate köprüsü, parkı ve genel bir tanıtım içeriyordu.Şehir turunu eğer arabanız var ise bizce almaya gerek yok çünkü bütün dolaştırdıkları yerleri siz arabayla gezebilir ve gittiğiniz yerde istediğiniz kadar kalabilirsiniz. Alcatraz için ise bileti ayrı alabilirsiniz veya San Francisco’daki gezilmesi gereken bir çok yerin dahil olduğu ve çok daha ekonomik olan San Francisco City Pass biletini alabilirsiniz. www.citypass.com/san-francisco web sayfalarından fiyat ve detaylarını öğrenebilirsiniz.

Golden Gate Köprüsü: 1937 yılında açılan köprü uzun süre dünyanın en uzun asma köprüsü ünvanını korumuş. San Francisco körfezinin girişinde tüm heybeti ile yükseliyor ve yılın her zamanı çok güzel fotoğraflık pozlar sunuyor. Açık havada, gece, sisli her şartta birbirinden güzel fotoğraflarını çekmek mümkün. Biz de önce tur otobüsü ile köprüyü geçtik daha sonra köprünün San Francisco ayağına geri dönüp alış-veriş ve gözlem bölümünde durduk. Ancak geçirdiğimiz süre yeterli gelmediğinden ertesi günü kendi arabamız ile tekrar köprüye gittik. Köprüyü geçtikten sonra sağ tarafta yine gözlem yerleri yapmışlar. Daha sonra köprünün altından geçen ve sol tarafta tepeye doğru çıkan yolu fark edince hemen o yöne doğru gittik. Yükseldikçe köprü altımızda kalıyordu. İyice yukarı çıkınca durduk, bizler gibi buraya gelen onlarca araba vardı. Muhteşem bir köprü ve arkada San Francisco şehrinin manzarası ile karşılaştık. Bizde olsa buralar parsellenir lüks restoran ve kafeler yapılır. Kesinlikle dediğimiz yere çıkmanızı tavsiye ederiz.

2004_Golde..idge-18.jpg

Golden Gate Parkı: Tur ile dolaştığımız ilk günde Golden Gate parka da uğradık. Park epey büyük ve kalabalık idi. ”Japanese Tea Garden’ı” ziyaret ettik ancak üzerinden uzun zaman geçtiği için detayları hatırlamıyoruz. Web sayfası http://www.golden-gate-park.com/. Keyifle bir kaç saat geçireceğinizden eminiz.

Fisherman’s Wharf ve Pier 39: Şehrin en turistik bölgesi diyebiliriz. Oteller, restoranlar, kafeler, dondurmacısı, hediyelik eşya satan dükkanlar , alış-veriş mağazaları ile gece gündüz çok canlı bir mekan. Meşhur ”Ghirardelli” çikolata markasının merkezi ve Pier 39’da bu bölgede yer alıyor. Pier 39’da ayrıca restoranlar, kafeler, hediyelik eşya satan dükkanlar, çocuklar için atlı karınca ve aktiviteler bulabilirsiniz. Rıhtımın yanında güneşlenen deniz aslanlarını da izleyip fotoğraflıyabilirsiniz. Pier 39’daki “Pier Market Seafood “ restoranına hem 2006 hem 2008’de gittik. Karışık deniz ürünü tabağı yemiştik ve hoşumuza gitmişti. Unutmayın porsiyonlar kocaman geliyor. Ayrıca yine Pier 39’da pizza yediğimiz “Luigi Pizza’yı” beğenmemiştik.

2008_Fishe..harf-14.jpg

Alcatraz Adası: Alcatraz adası uzun yıllar ABD’nin en çok bilinen hapishanesine sahipmiş. Biz 2004 yılındaki gidişimizde Alcatraz’a gittik. Hapishaneyi gezmek ünlü bazı mahkumların kaldığı hücreleri görmek ilginç bir tecrübeydi .1859 ile 1963 yılların arasında hapishane olarak hizmet vermiş. Özellikle yaz aylarında önceden bileti almak gerekebilir. Kardeşimiz ile ikinci gidişimizde istediğimiz zamana bilet bulamamıştık. Gitmeden önce ekteki web sayfasına bakmanızı tavsiye ederiz. www.alcatraztickets.com/

2004_Alcatraz-7.jpg

Lombard Sokağı: Dünyanın en kıvrımlı olan bu sokağından mutlaka araba ileinmelisiniz. Sokak yukarından aşağıya doğru tek yön . Yolun etrafı çicekler ile süslenmiş. Zaten günün her saati bir çok turisti bu sokağın fotoğrafını çekip etrafında dolaşırken görebiliyorsunuz.

2006_San_Francisco-46.jpg

Coit Kulesi: Coit kulesi,” Golden Gate” ve ”Bay” köprülerine, şehir merkezine ve körfeze 360 derecelik bir görüntü sunuyor. Biz ilk gittiğimizde yukarı çıktık ancak fotoğrafları cam arkasından çekebildiğimiz için manzara o kadar etkileyici değildi. Eğer vaktiniz var ise bizce gidilebilir.

Viktorya Evleri: San Fransisco’nun en ilgi çekici yanlarından bir tanesi de ünlü Viktorya tipi evler. Evler gerçekten çok estetik ve güzeller. Mutlaka görmek lazım.

Twin Peaks: Eğer hava güzel ise; tüm şehrin ayaklarınızın altında kaldığı bu tepeye kesinlikle çıkmalısınız.. Özellikle akşam üzeri gitmenizi tavsiye ederiz böylece hem gündüz hem de gecesini görebilirsiniz. Arabanızın GPS’ine aşağıdaki adresi girerseniz rahatça bulursunuz. 501 Twin Peaks Blvd.,San Francisco, CA 94114 (between Burnett Ave & Christmas Tree Point Rd)

Castro: 1960’lı yıllarda örgütlenerek ayaklanan eşcinsellerin bir çok çatışmaya da girerek toplum içindeki haklarını kazandıkları ve ABD’nin en çok eşcinselinin yaşadığı bir bölgedir. Sean Penn’in başrolünü oynadığı “Milk” filmi bu bölge ve yaşananlar hakkında çok fazla bilgi verecektir.

Çin Mahallesi: ABD’deki büyük şehirlerin neredeyse hepsinde Çin mahallesi var. Çin mahallesine girmenizle beraber bir çok restoran, hediyelik eşya ve Çin malı her şeyin satıldığı dükkanlar arasına dalıyorsunuz. Farklılığı görmek için kesinlikle bu sokaklarda dolaşma fırsatını kaçırmayın.

2004_San_Fransisco-40.jpg

Union Meydanı: Şehrin günün her saatinde en hareketli bölgelerinden bir tanesi .Oteller, restoranlar, kafeler ve alış-veriş merkezeri ile her zaman canlı ve kalabalık. Kalacak yer olarak da bu bölge düşünülebilir.
Muir Woods Park: Golden Gate Köprüsü’nün 11 mil kuzeyindedir. Bu parktaki ”Redwoods” isimli ağaçların boyları yaklaşık 80 metre hatta parkın Kuzey bölgelerinde 100 metrenin üzerine çıkıyormuş. Bizim gördüğümüz ağaçların yaklaşık 600 ile 800 yaşları arasında olduğunu öğrendik ve parkın 1200 yaşındaki en yaşlı ağacını da görme fırsatını yakaladık. Bu ağaçlar 2200 yıl yaşayabiliyormuş.

Şehir dışı gidilebilecek yerler:

Napa ve Sonoma Şarap Vadisi: Napa ve Sonoma vadileri Kaliforniya’nın en çok bilinen şarap vadileridir. Biz de son gidişimizde fırsat bulup bir gün Napa Vadisine çevirdik yönümüzü ve çok güzel bir gün geçirdik. Raflarda gördüğümüz bazı markaların üretim tesislerini, bağlarını gezip farklı şaraplar yudumladık. Kesinlikle pişmanlık duymayacağınız bir gezi olacaktır. Napa şehri ise; restoranları, otelleri, kafeleri, mağazaları ile ayrıca görülmeye değer bir yerdir.

Monterey: Okyanus kenarında çok hoş bir bölge. Buradaki ‘17 mile drive’ isimli yola ise mutlaka gitmelisiniz. İnanılmaz güzel manzaralar eşliğinde bu yolu dolaşıyorsunuz. Carmel plajı, en ünlü ve güzel plajlardan bir tanesidir.

Silikon Vadisi: Meraklısı için Santa Clara vadisinin ismi 1971 yılında Silikon Vadisi olarak anılmaya başlıyor. Bir çok bilişim firmasnın merkezi bu vadide yer alıyor. Bir kaç örnek verirsek; Apple, HP, İntel, Microsoft,Facebook vs…

Yosemite Ulusal Parkı: Arabayla San Francisco'dan yaklaşık 3.5 saat, Los Angeles'tan 6 saat sürüyor. 1984'ten beri UNESCO Dünya Mirasları'na dahil olan park, granit kayalıklar, şelaleler, akarsular ve dev Sekoya ağaçlarına sahiptir. Parkın yaklaşık %95'inde vahşi yaşam vardır. Kamp alanları ve park ile ilgili detaylı bilgileri web sayfalarından inceleyebilirsiniz www.nps.gov/yose/index.htm. Şelalerin ihtişamını görmek için özellikle ilkbahar başlangıcında parkı ziyaret etmenizi tavsiye ederiz.

Tahoe Gölü: Kaliforniya ve Nevada eyaletlerinin paylaştığı hem kışın hem de yaz dönemi farklı aktiviteler sunan oldukça popüler bir bölgedir. Maalesef bizim gitmeye fırsatımız olmadı ama San Francisco’da yaşayan Türklerin her yıl organize ettiği kış gezilerinden birine katılarak görmeyi planlıyoruz.

1 Numaralı Yol: San Francisco ile Los Angeles arasındaki bu sahil yolu inanılmaz manzaraları ve virajları ile araba ve motor severlere müthiş zevk verecektir. Eğer iki şehri de görmeyi planlıyorsanız ve zaman sorununuz yoksa bu yolu kullanmanızı tavsiye ederiz.

Kaldığımız oteller hakkındaki düşüncelerimiz

Hilton San Francisco Union Square: 2004 yılında Thanksgiving-Şükran Günü’nde gittiğimizde bu otelde 3 gece kaldık. Üç gece ve iki kişi için oda ve vergiler dahil toplamda 453 dolar ödemiştik. Oteli www.expedia.com’dan ayarlamıştık. Odaları temiz ve konforluydu. Konum olarak her yere yakın, sorunsuz kalabileceğiniz bir otel. Otelin en üst katındaki bar ve restoranından manzara çok güzel. Sadece otelin otopark ücreti biraz pahalıydı ve biz arabamızı karşısındaki bir otoparka daha uygun fiyata bırakmıştık diye hatırlıyoruz.

Hotel Carlton: 2006 yılında kardeşimiz ve ailesi ile gittiğimizden bu otelde iki oda ayarlamıştık. Maalesef iki odanın da kalitesi ayrı çıktı. Bizim kaldığımız oda gayet iyiydi ama diğer odanın kliması çalışmıyordu ve geceleri ısı birden düştüğü için odaya ısıtıcı getirdiler ve o da çok sesli çalışıyordu. Konum olarak fena değil, Union Square’e 6 blok uzaklıkta. Arabamızı otelin karşısındaki otoparka bırakmıştık. İki gece oda ve vergiler dahil toplamda 305 dolar ödemiştik. Oteli www.expedia.com’dan ayarlamıştık.

San Ramon Marriott: 2008 yılında iş için gittiğimizde bu otelde bir hafta kaldık. San Ramon bölgesinde olan bu otel turistik aktivite bölgesinden uzakta kalıyor. Otel temiz ve konforluydu. www.priceline.com web sayfasından ayarladık. 7 gece iki kişi vergiler dahil sadece odaya toplamda 560 dolar ödedik. Ayrıca havaalanında araba kiraladık onu da yine www.priceline.com web sayfasından 8 gün için vergiler dahil 160 dolar ödeyerek ayarladık.

Shilo İnn Suites Hotels: 2005 yılında Yosemite Ulusal Park’ a gittğimizde bu otelde iki gece kaldık. İki gece ve iki kişi için oda ve kahvaltı vergiler dahil toplamda 281 dolar ödemiştik. Otel umduğumuzdan çok daha iyi çıkmıştı. Ama maalesef etrafında doğru düzgün restoran yoktu, yakınında bir restoranda akşam yemeğimizi yemiştik ve hiç memnun kalmamıştık.

Fotoğraf albümü için linki tıklayabilirsiniz. San Francisco Fotoğraflarımız

www.facebook.com/pages/AyferOnur-Seyahatnamesi

Tavsiyeler:

  • Evsiz yaşayan çok fazla ve hemen hemen her yerdeler. Para isteyebilirler, genelde zararsızlardır korkmayın ancak yine de tetikte olun.
  • ABD ile ilgili tüm yazılara eklemek istediğimiz bir konu da burada voltajın 110 Volt ve fiş uçlarının farklı olduğudur. Fiş ucu için aparat ister Türkiye’de veya burada bir çok eletronik mağazasından temin edebilirsiniz.
  • Hava yazın dahi serin olabilir. Özellikle geceleri hissedilir derecede ısı düşebiliyor. Dolayısı ile gelmeden önce hava durmunu kontol ediniz ve yanınıza ona göre giysi almayı ihmal etmeyiniz.

Posted by ayferonur 19:28 Archived in USA Tagged living_abroad Comments (0)

San Diego

sunny 25 °C

Los Angeles’da yaşadığımız yıllarda fırsat buldukça gittiğimiz San Diego belkide ABD’de en yaşanası şehirlerden bir tanesidir. Bu sadece bizim değil bir çok kişinin genel görüşü diyebiliriz. San Diego’nun bu kadar tercih sebebi olması tüm yıl boyunca ılıman havası, yaşam standardı, Los Angeles’a göre daha uygun fiyatları, plajları ve renkli hayatı diyebiliriz.

San Diego ayrıca Meksika – ABD sınır şehirlerinden bir tanesidir. Bunun etkisini de şehrin hemen hemen her yerinde yaşayan ve çalışan Meksikalılardan fark ediyorsunuz ve bir çok mekanda İspanyolca ana dil gibi konuşuluyor. Ülkenin bu taraflarında yaşamayı düşünüyorsanız İspanyolca öğrenmek de faydalı olacaktır. San Diego şehri, Meksika – ABD savaşı sonunda yapılan anlaşma ile Kaliforniya eyaletinin ABD’ye bağlanmasıyla ABD idaresine geçiyor. Ayrıca yapılan bu anlaşma ile bugünkü 10 eyaletin bazılarının hepsi bazılarının bir bölümü ABD’ye geçiyor. Bu savaş ile ilgili detaylı bilgileri Haluk Gerger’in “Kan Tadı” adlı kitabında okuyabilirsiniz.

Gezip gördüğümüz yerler hakkında aklımızda kalanları yazıp ileride gidecek olanlara yardımcı olmaya çalışacağız.
Şehrin downtown diye adlandırılan 5 numaralı otoyol ile okyanus arasında kalan bölgesi çok büyük değil. Bu bölgede restoranlar, kafeler , iş yerleri ve alış-veriş mağazaları var. Geceleri de epey hareketliydi diye hatırlıyoruz. 5 numaralı otoyol güneyde Meksika’ya kuzeyde Los Angeles’a doğru gider. Otel içinde bu bölgede seçim yapabilirsiniz.

Biz yapmadık ancak şehirde yapılan turistik otobüs turu genel bir fikir edinmek için cazip olabilir. http://www.trolleytours.com/san-diego/

Seaport Village: Downtown’dan, Okyanus yönüne yürüdüğünüzde Seaport Village denilen sahildeki bölgeye gelirsiniz. Özellikle hafta sonları çok kalabalık oluyor. Bir gidişimizde canlı Meksika müziği vardı ve çok hoş vakit geçirmiştik. Burada restoranlar, kafeler, hediyelik eşya satan mağazalar ve deniz kıyısında yürüyüş yapıp dinlenebileceğiniz yerler var. Özellikle günün yorgunluğunu atmak için bire bir diyebiliriz. Mutlaka bu sevimli yeri seveceksiniz. Pazar günleri dükkanlar erken kapandığı için hareketliliğini kaybediyor diye hatırlıyoruz. Seaport Village’ın biraz kuzeyinde “Midway” isimli ABD donanmasına ait müze haline getirilmiş olan uçak gemisini göreceksiniz, eğer ilginiz varsa ziyaret edebilirsiniz.

Coronado Adası: Coronado adası bir köprü ile San Diego’ya bağlıdır. Bizde güzel bir yaz günü New York’dan iş için gelen bir arkadaşımızla onun Porto Riko’lu mesai arkadaşını alıp Coronado adasına geçtik. Sahilde iğne atsanız kuma düşmez durumu mevcut idi. Hazırlıksız olunca deniz ve kumdan faydalanamadık ancak ABD ‘deki en lüks otellerden bir tanesine ev sahipliği yapan bu adanın farklı havasını hemen hissedebiliyorsunuz. Adada deniz kuvvetlerinin üssü ve eğitim tesisleri var. “Top Gun” filmini izleyen kuşak bu üssü hemen hatırlaycaktır. Eğer bir daha gidebilirsek bu bölgede biraz daha vakit geçirip hakkını veremediğimiz yerleri iyice gezmek isteriz.

Balboa Parkı: Balboa parkının içinde bir çok müze, restoranlar, çocuklar için aktiviteler, botanik binası, köpek parkları, safari park ile 4.000 hayvanı ve 800'den fazla türüyle dünyada bulunan en büyük ve gelişmiş hayvanat bahçelerinden biri olan “San Diego Zoo” bulunmaktadır. San Diego’ya geldiyseniz mutlaka 1-2 gününüzü bu park içindeki müze ve hayvanat bahçesine ayırabilirsiniz. Biz hayvanat bahçesi bölümünü gezdik. İçeride çift katlı üstü açık otobüs turundan, teleferiğe ve hatta yürüyen merdivenlere kadar rahatça gezebilmek için bir çok yol düşünülmüş. Hayvanat bahçesi gerçekten epey büyük. Biz gittiğimizde en büyük talep Panda için ayrılan bölümdeydi. Biz de Panda’nın bol bol fotoğrafını çekip hareketlerini izledik. Fiyatlar, saatler ve aktiviteler için http://www.sandiegozoo.org/ web sayfasından detaylı bilgi edinebilirsiniz. SeaWorld’in girişinin de dahil olduğu çeşitli kombine bilet seçeneklerini de göreceksiniz.

San Diego SeaWorld: 2003 yılındaki seyahatimizde gittiğimiz SeaWorld çok hoşumuza gitmişti. Belki de 30’lu yaşlara kadar kaldığımız ülkemizde böyle tema parkların eksikliği neticesinde ABD’de ziyaret ettiğimiz tüm tema parklardan çok büyük bir zevk aldık. Shamu’nun muhteşem şovu, yunusların inanılmaz gösterisi, müthiş akvaryumlar ve parktaki diğer şovların hepsi birbirinden güzeldi. Yürüyen bant ile devasa akvaryumun içinden geçerken ise ortamdan etkilenmemek elde değildi. Eğer farklı bir gün yaşamak istiyorsanız ve böyle bir parka daha önce gitmediyseniz mutlaka görmenizi tavsiye ederiz. Daha detaylı bilgi ve güncel giriş fiyatlarını web sayfalarından öğrenebilirsiniz. http://seaworldparks.com/en/seaworld-sandiego/

Eğer Güney Kaliforniya’nın diğer bölgelerindeki tema parkları da gezecekseniz daha geniş kapsamlı ve fiyatı tek tek almaktan daha uyguna gelen Southern California CityPass biletini almanızı tavsiye ederiz. Web sayfaları http://www.citypass.com/southern-california.

La Jolla: Eğer San Diego’ya kadar geldiyseniz ve vaktiniz varsa mutlaka La Jolla’ya vakit ayırmayı ihmal etmeyin. Los Angeles’da kaldığımız yıllarda özellikle yaz aylarında hafta sonları günü birliğine fırsat buldukça gittiğimiz yerlerden bir tanesiydi. La Jolla’nın uzun güzel sahilinde gününüzü geçirebilir, mağaraların olduğu bölgeye denizden kayak kiralayarak gidebilir, akşamınızı güzel restoranlarından birinde geçirdikten sonra sahil kıyısında yürüyüş yapabilirsiniz. Koruma altında olan şehrin içindeki La Jolla Cove plajında ise deniz aslanlarını fotoğraflayabilirsiniz. Eğer şehir gürültüsünden kaçmak istiyorsanız La Jolla birebir olacaktır. Ayrıca şehir Kaliforniya Üniversitesi’nin (UCSD) su altı bilimleri fakültesine ev sahipliği yapıyor. Biz San Diego’nun şehir içine göre La Jolla’yı tercih ediyorduk.

Ayrıca La Jolla şehrine yakın Pasifik Plajı da çok güzel bir plaj ve bölgedir.

Meksika Tijuana şehri: Eğer San Diego’ya kadar geldiyseniz bir kaç saatliğine Tijuana şehrine geçebilirsiniz. Biz fırsat bulup gidemedik. Arabanızı sınıra yakın otoparka bırakıp yürüyerek sınırı geçebiliyormuşsunuz. Meksika, eğer geçerli ABD vizeniz var ise 30 güne kadar vizesiz giriş yapmanıza izin veriyor.

Gittiğimiz restaron ve kafeler :

Aslında çok fazla restoran ve kafeye gittik ama isimlerini yıllar sonra hatırlamak kolay olmuyor.

Pier Cafe : Seaport Village’de okyanus üzerinde kurulmuş olan bu restoranda akşam yemeğimizi yemiştik. Deniz ürünleri gayet lezzetliydi. Web sayfalarından www.piercafe.com yeri, menü ve fiyatları hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.

Edgewater Grill : Seaport Village’de körfez manzaralı, sabah-öğle-aksam yemeği servisi yapan hoş bir restoran. Burada sabah kahvaltımızı yapmıştık. Web sayfalarından www.edgewatergrill.com yeri, menü ve fiyatları hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.

Barbarella Restoran: La Jolla plajında öğle yemeği için gittiğimiz, panini sandöviçleri ve özellikle yeni fırından çıkmış ekmeklerine bayıldığımız bir İtalyan restoranı. Web sayfalarından www.barbarellarestaurant.com yeri, menü ve fiyatları hakkında detaylı bilgi alabilirsiniz.

Ayrıca Seaport Village’in içinde restoranlar haricinde hem aperatif bir şeyler yiyip hem de masalarında oturup canlı müzik dinleme firsatı yakalayabileceğiniz atıştırmalık yemek bölümleri var.

Fotoğraf albümü için linki tıklayabilirsiniz. San Diego Fotoğraflarımız

www.ayferonurseyahatnamesi.com

Posted by ayferonur 18:23 Archived in USA Tagged living_abroad Comments (0)

(Entries 1 - 5 of 12) Page [1] 2 3 » Next